Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Af Tarihi Gülen'e Göre Mi Hesaplandı?

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 8

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Af Tarihi Gülen'e Göre Mi Hesaplandı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 15:51

Af tarihi Gülen’e göre mi hesaplandı?

Gülen, aftan sadece 32 günle yararlanmıştı. Af, 23 Nisan 1999’a değin işlenen suçlan kapsıyordu. Gülen’in suç tarihi ise 21 Mart 1999 ve öncesi olarak belirtiliyor. İşte o dönemde Gülen yurtdışına çıktı ve suçlarının da yurtdışına çıkmadan önceki tarihi kapsadığı yorumu yapıldı. Yani yurtdışına çıktıktan soma suç işlemediği ileri sürüldü. Oysa bazı hukukçular, isnat edilen suçun süreklilik arz ettiği ve yurtdışına çıkmakla suç sürecinin kesilemeyeceğini iddia ettiler. Ancak mahkeme ilk yorumla hareket ederek, Gülen’i af kapsamına dahil etti.

Fethullah Gülen’in Emniyet’teki örgütlenmesiyle ilgili çalışmayı yapan, daha sonra yasadışı telefon dinleme yaptığı iddiasıyla yargılanan eski Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak, DGM’de ifade verirken bu affın “ayarlandığını” ileri sürdü. Aslında bu iddiayı birçok kişi dile getirdi ama bu nasıl kanıtlanacaktı ki?

Osman Ak, DGM’de, “Af yasasının kapsadığı tarihl8 Nisan olarak düşünülmüştü. Ancak daha sonra çok ilginç olarak 23 Nisan’a çekildi. Ben bunu bizim DGM’ye müracaat tarihimiz olan 21 Nisan gözetilerek değiştirildiği düşüncesindeyim. Zira bu şekilde duyumlar geldi. Bunun da sanığın başında bulunduğu grubun siyasiler üzerindeki etkilerini gösterdiği kanaatindeyim” dedi.

İddia ciddi bir iddia ama yasa çıkmıştı ve Gülen de 32 günlük bir farkla bu affın kapsamına sokuldu.

Bu bir rastlantı mı?

Yoksa bu af tarihi hesaplanarak mı alındı?

Af tarihinde bir aylık bir kayma olsaydı; belki de Gülen, şu anda kırmızı bültenle arananlar listesinde olacaktı. Çünkü dava dosyasındaki iddialar kırmızı bültenlik suçlan içeriyordu.

Peki, neydi bu iddia edilen suçlar? Ve de Gülen’in bu suçlamalara yanıtı ne oldu?

Yine resmi raporlara ve dava dosyasına bakıyoruz:

Gülen yemin etti


Hakkındaki iddialara Gülen’den çok avukatları cevap veriyor. Ankara DGM’de davasının devam ettiği günlerde, Adalet Bakanlığı’nın bazı görevlileri ABD’ye gidip, Fethullah Gülen’e sorular yöneltiyordu.

Gülen’in ifadesi, Türkiye ile ABD arasındaki İade ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşması’nın 25. maddesi uyarınca 6 Kasım 2001 tarihinde alındı, ifade alınırken New Jersey Eyaleti Noteri Mary Ann Adams ve Gülen’in iki avukatı da hazır bulunuyordu. ifade alınırken resmi tercümanın yanı sıra, tercümelerde bir hata olmaması için Rüştü Kalyoncu da duruyordu. Gülen, kendisini zor duruma düşürebilecek ifadelerden kaçınmak için önlemlerini almıştı. Avukatları, özel tercümanı bulunuyor, cevaplardan önce kendi aralarında da konuşuyorlardı. Bu arada bir teybe de ifadelerini kaydediyorlardı.

Gülen, sözlü ifadesini okuduktan sonra altına şu notu düşüp imzaladı:

“Ben Fethullah Gülen, 6 Kasım 2001 Salı günü alman ifademi okudum ve aşağıdaki değişiklikleri yaparak imzaladım.”

Hâkim, ifade almaya başlarken, Fethullah Gülen’e doğru söyleyeceğine ilişkin yemin ettirdi. Gülen “Söyleyeceğim her şeyin doğru olduğu konusunda Allah huzurunda, şerefim üzerine and içerim” dedi.

Gülen, soru üzerine hayatının büyük bir bölümünün İzmir ve İstanbul’da geçtiğini, 27 Nisan 1941 Erzurum-Pasinler doğumlu, annesinin adının Rabia, babasının adının Ramis olduğunu ifade etti. Sorgucu, haklarını anımsattıktan sonra sorular teker teker yöneltildi.

“Örgüt üyesi değilim”

Soru: Türkiye’deki laik yönetim yapısını, İslamcı bir yönetimle değiştirmeyi savunmak ve istemekle suçlanıyorsunuz. Size bu suçlamaları içeren bir metin verildi mi?


- Cevap: Evet, avukatıma verildi. Ben de hakkımdaki suçlamaları okudum.

Resim
Gülen’in ifadesi, Türkiye ile ABD arasındaki İade ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşması’nın 25. maddesi uyarınca 6 Kasım 2001 tarihinde alındı.

- Neyle suçlandığınızı tam olarak anlıyor musunuz?
- Evet anlıyorum.
- Bu suçlamalar konusunda herhangi bir açıklama yapmak istiyor musunuz? Hakkınızdaki suçlama konusunda ifade vermek isterseniz, size sorular sorabilirim. İstediğiniz soruya cevap vermeyebilirsiniz.
- Evet anladım.
- Herhangi bir örgüte üye misiniz?
- Hiçbir örgüte, hiçbir zaman üye olmadım.
- Herhangi bir örgütün liderliğini yapıyor musunuz?
- Herhangi bir örgütle, hiçbir ilişkim yok. Hiçbir örgütün yönetiminde yer almadım ya da liderliğini yapmadım.
- Sizin bilginiz çerçevesinde, sizin adınıza herhangi bir örgüt kuruldu mu?
- Böyle bir örgütle hiçbir ilişkim yok. Zaten böyle bir örgütün varlığından da haberim yok.
- Sizin herhangi bir siyasi amacınız var mı?
- Sadece bir amacım var. Bu da Allah’ın izniyle, Allah’ı anlatmak, O’nun kutsallığını anlatmak.

“25 yaşında vekillik teklifi aldım”

- Yönetime kendinizi ya da başka birilerini sokmaya çalıştınız mı?
- Aksine, camilerde vaaz verdiğim geçmişteki 30 yıl boyunca başkaları tarafından çok fazla devletçi olmakla suçlandım. Devlet yanlısı, hükümet yanlısı... Hep devletin kutsallığından bahsettim.
- Ancak, bu soruma bir yanıt değil. Yönetime kendiniz ya da başkalarını sokmaya çalıştınız mı?
- Hiçbir zaman böyle bir amacım ya da girişimim olmadı. Ancak her zaman şerefli ve iyi ahlaklı insanların yönetimde üst düzey görevlere gelmelerini istedim. Ancak hiçbir zaman bunu gerçekleştirmek için girişimde bulunmadım.
- Peki yönetimdeki bazı kişileri değiştirmeye çalıştınız mı?
- Hiç böyle bir şey olmadı. Bunu, rüyalarımda bile görmedim. Hiç düşünmedim. Şunu da eklemek isterim. Bana 25 yaşındayken, parlamento üyesi olma teklifi kapıma, ayağıma geldi. Ben bu görev yerine Allah’a yakın olmayı, Allah’ın emrini seçtim.

“Anayasa değişikliği düşünmedim”

Gülen konuşmasının devamım getirecekti. Yanındaki özel tercümanı Rüştü Kalyoncu “bunların kayıtlara geçmemesini” ve o an çalışmakta olan teybin kapatılmasını istedi. Türkiye’den gönderilen sorulan Fethullah Gülen şöyle cevaplandırdı:


- Yönetimin laik yapısını değiştirmeye çalıştınız mı?
- Hiçbir zaman böyle bir eğilimim olmadı. Hiç böyle bir şey düşünmedim.
- Türkiye Devleti Anayasası’nın değiştirilmesi için çalıştınız mı?
- Bu konu hiçbir zaman aklımdan geçmedi. Hiçbir zaman düşünmedim.
- Hiç dini, bunu söylerken İslami ayetleri kastediyorum, yönetimin işleyişinde ana unsur haline getirmeye çalıştınız mı?
- Hiçbir şekilde. Hatta aksine, bunun dine karşı saygısızlık olacağını düşünürüm.
- Düşündünüz mü düşünmediniz mi? Evet ya da hayır.
- Kesinlikle hayır.
- Konuşmalarınız video kasete alındı mı?
- Ben, konuşmalarımı video kasete kaydetmedim. Başkaları kaydetmiştir.
- Kaydedilmiş bu konuşmalarınızın herhangi birinde, Türkiye’deki laik yönetimin değişmesini savundunuz mu?
- Bu anlama gelebilecek hiçbir kelime sarf etmedim. Çünkü eğer sarf etseydim, hakkımda dava açılırdı. Bunu biliyorum. Çünkü 40 yıldır vaaz veriyorum.
- Soruyu tekrarlıyorum. Kaydedilmiş herhangi bir konuşmanızda, Türkiye’deki laik yönetimin değiştirilmesini savundunuz mu? Evet ya da hayır.
- Hayır, hiçbir zaman. Kesinlikle değil.

“Fethullahçı Okullar” sorusu

- Türkiye veya başka yerlerde okullar kurdunuz mu?
- Hiçbir zaman kişisel olarak bir okul kurmadım.
- Sizin adınıza Türkiye veya başka ülkelerde okullar açıldı mı?
- Benim adıma açılmadı. Benim adıma değil, ancak benim cesaretlendirmememle olabilir. Çünkü benim eğitime ne kadar önem verdiğimi bilirler. Nerelerde okul açtıklarını ise bilmiyorum.
- Bu okullarda verilen eğitimde herhangi bir rolünüz var mı?
- Kesinlikle yok. Bununla hiçbir ilgim yok.
- Bu okullarda öğretilenlerden siz mi sorumlusunuz?
- Hayır, ben değilim. Hükümet sorumlu. Bu eğitim, hükümetin gözetimi altında veriliyor.
- Bu okullarda Türkiye’deki laik yönetimin değiştirilmesi konusunda eğitim verildiğine ilişkinin bilginiz var mı?
- Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı bu okulları inceliyor. Bugüne kadar, hiç böyle bir şeye rastlanmadı.
- Soru şöyleydi: Bu okullarda Türkiye’deki laik yönetimin değiştirilmesi konusunda eğitim yapıldığına ilişkin sizin bilginiz var mı?
- Okulları bilmiyorum. Hiçbir zaman bu okullarda bulunmadım. Onlara gitmedim.
- Said-i Nursi’nin varisi misiniz?
- Kesinlikle değilim.
- Kişisel olarak, Türkiye’deki laik yönetimin değiştirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
- Düşünmüyorum.
- Türkiye’de Anayasa’nın değiştirilmesi gerektiğine inanıyor musunuz?
- Buna benzer hiçbir şey düşünmedim, hiçbir zaman düşünmedim.
- Türkiye’deki yönetimin dini kurallara göre, özellikle de Island esaslara göre kurulması gerektiğine inanıyor musunuz?
- İnanıyor musunuz derken neyi kastediyorsunuz?
- Türkiye’de hükümetin İslami esaslara göre kurulması gerektiğine inanıyor musunuz?
- Dini kurallar. Hayır, hayır.

56 sayfalık yazılı savunma

Deneyimli hâkim sorularım yöneltmişti. Verilen cevaplar kendisini tatmin etmemişti. Biliyordu ama yapacağı da başka bir şey yoktu. Gülen ve avukatlarına “Sizin bu sorular dışında herhangi bir açıklama yapmak isteyip istemediğinizi soruyorum. Ancak yanıt vermeden önce, size avukatlarınızla birlikte ne söyleyeceğinizi kararlaştırabilmeniz için süre tanıyorum” dedi.

Resim
İddianamede Gülen’in “Papa ile görüşerek sadece Türkiye’de değil dünyadaki Müslümanları yönetmeyi amaçlayan ruhani liderliği hedeflediği” vurgulanıyor.

Teyp kapatıldı. Ara verildi. Gülen, avukatlarıyla ve tercümanıyla birlikte, sorulara verdiği cevaplan değerlendirdi. Görüşme yeniden başladığında bu bölüm tutanağa şöyle yansıdı:
- Sizin ifadelerinize bazı ek değerlendirmeler yapmak istediğiniz söylendi. Ancak bu değerlendirmeler aynı zamanda ifade verirken bize sunduğunuz yazılı ifadenizin genel karakteri çerçevesinde olacak. Bu doğru mu?
- Evet.
- Yapacağınız bu açıklamalar 56 sayfalık yazılı açıklamanızda mevcut mu?
- Size verdiğim bu kişisel belgenin yargı ya da inceleme sürecinde dikkate alınmasını istiyorum.

Resim
Fethullah Gülen’in ifadesi ABD’de alındı. Gülen, avukatlarıyla birlikte mahkemeye sunulmak üzere 56 sayfalık bir savunma yaptı. Gülen, hakkındaki bütün suçlamaları reddediyordu.

- Evet. Bu ifade alımı çerçevesinde, bu belgeyi de memnuniyetle kabul ettik. Ancak yine de bir kez daha soruyorum. Bu belge sizin 2000/124 sayılı dosyaya göre hakkınızda yapılan suçlamalara karşı ifadeniz midir?
- Bu benim kendi ifademdir.

Ve ifade noterin içeri alınmasıyla son buluyor. Ancak Gülen’in verdiği bu ek belgenin ne olduğu belirtilmiyor.

Hangi iddiaya, Gülen ne dedi?

Fethullah Gülen, yargılandığı DGM’ye gönderdiği 56 sayfalık savunma metninde suçlamaları reddediyordu.

Gülen savunmasında “iddialar içinde montaj, değiştirme ve çıkartmalar” olduğunu ileri sürerek, televizyonlarda kendi sesinden ve görüntüsünden yayınlanan ve dinleyenlerin tepkisini çeken, dahası bu görüntü ve konuşmaları ile hakkında dava açılmasına neden olan hemen her şeyin “düzmece” olduğunu ileri sürüyordu.

Şeriat istemiyormuş...

İddianamede Gülen’in amacının “devletin tüm sistemlerinde İslam hükümlerim egemen kılarak teorik bir İslam diktatörlüğü kurmak” olduğu ileri sürülmüştü.

Gülen, “Atatürk devrimlerine ve rejimine karşı herhangi bir yıkıcı tavır ya da örgütlenme içinde olmadığı” biçiminde savunma yaptı. Dahası Gülen, yazı ve konuşmalarında “İslam devleti” ya da “Şeriat devleti” gibi bir ibarenin bulunmadığım ileri sürdü.

İddianamede; Fethullah Gülen’in laik demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni sona erdirip yerine şer’i yasaların hâkim olduğu İslam devletim kurmak için okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı planladığı, Demokratik usuller kullanarak ılımlı İslam görüntüsü ile kamufle edilmiş yöntemi, toplumun önemli bir kısmı tarafından kabul görmesine neden olan yurtiçi ve yurtdışındaki okulları vasıta olarak kullandığı, Papa ile görüşerek sadece Türkiye’de değil dünyadaki Müslümanları yönetmeyi amaçlayan ruhani liderliği hedeflediği, Siyasi parti, kişi ve bazı devlet kadroları tarafından kabul görmesi nedeniyle hedefine ulaşmada devlet rejimini istismar ettiği, dini ve siyasi yapışım sürekli canlı tutan kaynağı belirsiz finans desteğine sahip olduğu, bünyesinde bulunan vakıf okul ve dershaneleri kullanarak eğitilmiş gençlerden oluşan bir taban oluşturduğu, devletin tüm kadrolarında, bütün bürokraside, milli eğitim bakanlığı ve emniyet teşkilatında kadrolaştığı iddia edildi.

iddianamede, Fethullah Gülen’in, çoğu Haziran 1999’da bazı televizyon kanallarında yayınlanan konuşmalarında ve bazı yazılarında, kuvvetin olmadığı yerde tekniğe başvurma; bela ve musibetler karşısında yıkılmadan eğilme, sonra tekrar kalkıp doğrulma, tedbirde kusur etmeme; hareket kime karşı yapılıyorsa tavrın sezdirilmemesi; adliyede ve mülkiyede var olma; esnek olup, sivrilmeden, can damarları içinde dolaşma; koşulamıyorsa yerinde zıplama; Cezayir’deki durumun yaşanmaması için, erken huruç denilebilecek hareketlerden kaçınma; azınlık düşüncesi ile hareket etme gibi hususlara değindiği, bizzat Gülen’den alıntılarla dile getiriliyordu.

“Kasetler montaj”

Gülen bu iddialara ise özünde “Tüm bu iktibasların (alıntıların) yer aldığı yayınlanan kasetlerde kesintiler ve montajlar yapılmıştır. Aynı konuşmanın, farklı televizyonlarda farklı şekillerde yayınlanması bunu açıkça göstermektedir. Kasetlerde aynen iddianamede hemen hemen bütün iktibaslarda olduğu gibi kasti tasarruflar yapılmıştır” dediği uzun bir yanıt verdi.

Gizli hareket etme taktiği vermesinin; ülkede bulunan bazı yasadışı menfaat gruplarının dürüst ve namuslu kişileri etkileyebileceği, engelleyebileceği gerçeğinden hareketle gerçekleştiğini belirten Gülen, dürüst devlet memurlarının bu menfaat gruplarına karşı ihtiyatlı ve gizlilik içinde hareket etmesi gerektiğim ortaya koymak için o sözleri söylediğini ileri sürdü.

Gülen, “İçimizde İslam’a ve milli düşünceye düşman ve her fırsatta bu düşmanlığı ortaya koyan, milli düşünceden kopmuş, yabancı ideolojiler ve menfaat gruplarınca şekillendirilmiş olanlar vardır. Bunların kışkırtmalarıyla, bu ülkede her İslami faaliyet ve İslam'ın her türlü tezahürü zaman zaman hücuma uğrayabilmektedir. O kadar ki, yetkililer bile sık sık, mesela irtica ile mücadele edilirken, samimi dindar vatandaşların incitilmemesi gerektiği şeklinde açıklama yapma gereği duymaktadırlar. Bu bakımdan, dindar insanların dikkatle davranmaları ve yer yer tekniğe başvurmaları bazen lazım değil, elzemdir” diyerek de bir başka açıdan kendini savundu.

Papa ve bazı siyasilerle görüşmelerini, farklı düşüncelere saygı ve diyalog çerçevesine oturtmaya çalışan Gülen, “hoşgörü, diyalog ve uzlaşma düşüncelerim nedeniyle farklı din mensup ve temsilcilerinin yanı sıra, zaman zaman değişik partilerden siyaset ve devlet adamlarıyla da görüşmüşümdür.

Bu görüşmelerin ise özel bir politik amaç taşımadığını, şahsımın siyasi bir beklenti veya talep içinde bulunmadığımı defalarca vurguladım. Sade bir vatandaş olarak bazı görüşmeler yoluyla düşüncelerimi açıklamanın doğal karşılanması gerektiği ve bunun anayasadaki düşünce ve inanç özgürlüğünün bir ifadesi olduğu aşikârdır” diye yanıt verdi.

Savunmasında kendini övdü

İddianamede, yurtdışında, Türkiye’de kurulacak siyasi İslam’a sempatiyle bakacak bir gençlik oluşturma çabası içerisinde bulunduğu, çizilen hoşgörü ve barış tablolarıyla bazı devlet çevrelerini etkileyen sanığın hedefine ulaşıncaya kadar kamuoyu faaliyetlerine destek verdiği imajını yaratarak toplumun gerçeği görmesinin önünü, ılımlı görünüşü ve demokrasi şemsiyesine sığınarak kesmeye çalıştığı yolundaki iddiaları ise Gülen, 56 sayfalık ifadesinin başında uzun uzun kendisini ve yaptıklarını, yayınladığı kitapları ve çalışmaları överek yanıtladı..

Kontrol ettiği okul ve ticari kuruluşlar

iddianamede, oluşturduğu ekiplerle köy ve semtleri dolaşarak zeki ve becerikli öğrencileri seçerek sağladığı imkânlarla kendisine bağladığı; sanığın düşüncelerinin, öğrencilere ev, okul ve kamplarda beyin yıkama metotlarıyla öğretildiği; şeriat düzeni hedefine ulaşmak için özellikle gençlik kesimim sabırlı bir yöntemle kendisine bağlamayı hedefleyen bir strateji takip ederek bunlar aracılığıyla toplumun bütününe hâkim olmayı ve diğer yönden yürütme ve yasama erklerini hedefi doğrultusunda kullanmayı amaçlayan bir politika izlediği; bu amaçla yurtiçi faaliyetlerinden olarak 88 vakıf, 20 demek, 128 özel okul, 218 şirket, 129 dershane ve 500 öğrenci yurdunun yanı sıra 17 yayın organı, gazete, televizyon istasyonu, ulusal bazda yayın yapan iki radyo istasyonu, faizsiz fınans kurumu ve bir sigorta şirketini denetim altında bulundurduğu iddiaları yer aldı.

“Okulum, dershanem yok”

Gülen, “Adıma izafe edilen okullarla ilgili olarak sadece belirli kişilere değil, bütün topluma yönelik biçimde, vatandaşlarımızın eğitim-öğretim alanında yatırım yapmalarını tavsiye etmekten başka bir münasebetim olmadığı ortadadır. Türkiye’deki özel okulların sahiplerinin kimler olduğuna ilişkin bilgiler, bu okulların kurulmasına izin veren ve onları denetleyen resmi makamlardan; okulların ait olduğu şirketlere ilişkin ve herkese açık ticaret sicillerinden kolaylıkla öğrenilebilir. Buralarda yapılacak araştırma ve incelemelerde, şahsımın herhangi bir okul ya da eğitim kuruluşuna sahip olmadığı ortaya çıkacaktır” diyor ve ekliyordu:

Bir medya grubunun, finans, sigorta vs. gibi ticari şirketlerin sahibi olduğum şeklindeki iddiaların hiçbiri doğru değildir. Toplumda bazı insanların tavsiye ve düşüncelerime daha fazla itibar edip, o yönde faaliyet göstermesi, benim ne onlarla ne de onların kurdukları ticari, mali kuruluşlarla hususi bir alakamın bulunduğu manasına gelmez.

TSK’ya sızma iddiası

Eğitim alanında zaman zaman devletten de ileri imkânlara sahip olduğu, önünde tek engel olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızma politikasını sessiz ve derinden devam ettirdiği, subay ve astsubay çocuklarını kendi okullarına ve dershanelerine kaydettirmeye, böylece yetiştirilen çocuklan askeri okullara sokmaya çalıştığı yönündeki iddialara ise tam bir yalanlama geldi:

Bu iddialar tamamen geçersiz ve dayanaksız olduğu gibi, bunlar bizzat mahkemelerce tekzip edilmiştir. Kaldı ki bu iddialar, diğerleri gibi çelişkilidir. Mesela subay ve astsubay çocuklarının güya bana ait okullara kaydedildiği, askeri öğrencilerle türban takmayan kızların evlenmeye teşvik edildiği ileri sürülmektedir, iddia edildiği gibi, bazı subay ve astsubayların çocuklan bana ait olduğu ileri sürülen okullara kaydediliyorsa, bunlar kimlerdir? Böyle bir iddia, bir takım subay ve astsubayları zan altında bırakmaz mı? Ayrıca, böyle bir kayıt için subay ve astsubaylara baskı yapılmakta, tehdit mi uygulanmaktadır? Acaba, askeri öğrenciler, yani subaylar, henüz öğrenci iken evlenmekte midir? Bu iddialar konusunda gösterilebilecek müşahhas (somut) tek bir örnek var mıdır?

Yurtdışındaki okullar

Yurtdışı faaliyeti olarak da sosyo-ekonomik ihtiyaçları fazla olan yeni Türk devletlerinde taban oluşturup finans ihtiyacım karşılayacak olan şirketlerin ticari akımlarım sağlayıp bu devletlerde ihtiyaç duyulacak bürokrat kadroları yetiştirme çabası içinde bulunduğu, bu doğrultuda yurtdışında altı üniversite ve yüksek okul, 236 lise, iki ilkokul, sekiz yabancı dil ve bilgisayar merkezi, üniversiteye hazırlık kursları ve öğrenci yurtlarım faaliyete geçirdiği yolundaki iddialara da Gülen, yine eğitim ve öğretime önem verdiği için bir takım kişilere tavsiyede bulunmaktan başka bir bağı olmadığım ve bu okulların da yine kendisine ait olmadığını söyledi.

Resim
Fethullah Gülen savunmasında, hakkındaki suçlamalar için “külliyen yalan” diyor ve ifadesinin altını 6 Kasım 2001 ’de imzalıyor, New Jersey Noteri de ifadeyi onaylıyordu.

Yandaş kadrolar yaratma

İddianamede, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis eden sanığın mevcut sistemi yıkma yerine devlet modeline uygun bir örgütlenmeyle devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflediği, bu nedenle tüm devlet organlarında, yerel yönetimlerde, sivil sektörde örgütlediği tüm kadrolara orta vadede yandaşlarının getirilmesi veya bu kadroları işgal edenlerin kendisine bağlanmasını hedeflediği; uzun vadede ise tam bir kontrol sağlayabilmek amacıyla eğitim sektöründe yoğun bir faaliyet göstererek teşkilatlanma ve kadrolaşmayı yaygınlaştırmayı amaçladığı belirtiliyordu.

Ayrıca, ılımlı ve modem imajıyla siyasi partiler ve hatta Atatürkçü laik kesim içinde desteğini artırmaya çalıştığı, böylelikle TBMM’de yandaşlarının mutlak çoğunluğu elde etmelerini sağlarken hedeflediği teokratik diktatörlüğe yumuşak geçişi sağlamak için başkanlık sistemini desteklediği, yeterli güce eriştiğinde Atatürk ilke ve inkılaplarım ortadan kaldırmayı, laik demokratik sosyal hukuk devletini ortadan kaldırarak şeriat devleti kurmayı hedeflediği yolundaki iddialar yer alıyordu. Gülen bunları da yine uzun ve karışık söz oyunlarıyla yalanladı.

Mahkemede ret, kitapta itiraf

Gülen, davasının zamanaşımından dolayı düşmesi kesinleşince artık sorunsuz bir döneme girdiğini düşünmüş olmalı ki devlet kadrolarındaki kadrolaşmayla ilgili adeta bir itirafta bulundu. Fethullah Gülen’in, Ölümsüzlük İksiri adlı kitabı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nca 2008 yılı başında yayımlandı. Bu kitabında, devlet kadrolarına sızdıkları yolundaki iddialara değmen Gülen, bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi için teşvik etmesine “sızma” denemeyeceğim söyledi.

Gülen, “Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar hatta belli yere kadar geldiler. Belki endişelerinin altında o sızıntıların fark edilmiş olabileceği endişesi var” diyor ve şunları ekliyordu:

Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hâriciyeye de.

“Terör örgütü olarak yargılanmalı”

İddianamede, oluşturduğu örgütün devletin laik yapısını yıkmak amacıyla kurulmuş olup, istişare kurulu, bölge imamları, şehir imamları, semt imamları, ev imamları gibi illegal yapılanmayla bütün ülkeyi bir ağ gibi sardığı, yine bu illegal yapılanmaya bağlı olarak yurtiçinde ve yurtdışında legal görünüşlü şirket, okul ve vakıflara sahip bulunduğu, bu legal ve illegal yapılanmasıyla büyük ve güçlü bir görünüm arz eden örgütün halk üzerinde bir manevi cebir ve baskı yarattığı, bu itibarla terör örgütü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği; ileri sürüldü.

Ancak, mahkeme bu değerlendirme karşısında erteleme kararı verdi.

“Nurcu değilim”

Gülen’in savunmasında bazı temel açıklamalara da göz atmak gerekiyor. Bunların başında Said-i Nursi’nin ve Nurculuk tarikatının devamı olup olmadığına ilişkin açıklamaları geliyor. Gülen, “Müslüman olmak dışında Nurculuk vs. hiçbir aklına mensup değilim” diye başladığı açıklamasında, “Şimdiye kadar, ‘ci...cu...’ gibi değerlendirmelerin ayrımcılık manasına geldiğini, bu bakımdan Müslüman olmak dışında hiçbir aklına mensup bulunmadığımı ve dolayısıyla ‘Nurcu’ olmadığımı defalarca ifade ettim... Ben kimsenin halifesi değilim” diyor.

Işık Evleri

Işık Evleri’yle ilgili suçlamalara da Gülen, şu yanıtı verdi:


12 Eylül 1980 öncesinde üniversiteli öğrenciler sağcı solcu şeklinde kamplara ayrılmıştı. Bütün bunlardan uzak kalmak isteyen masum öğrenciler de iflah edilmiyor ve mağduriyete uğratılıyordu. Resmi ve özel öğrenci yurtlarında anarşi kol geziyordu. Vaiz olarak görev yaptığım bu dönemlerde vaazlarıma ve sohbetlerime gelen öğrencilere ve velilere, tamdık öğrencilerle beraber evler tutup kalmalarım tavsiye ediyor, böylece terörden uzak kalabileceklerini söylüyordum. Bu tavsiyemde fikri ilham kaynaklarımdan biri de, içlerinde Allah’ın anıldığı huzur dolu evlerden bahsedilen Nur suresi olmuştur. Esasen Işık Evi tabiri, kendi aralarında ev tutan bazı öğrencilerin, kaldıkları o evlere verdikleri addı...

“Atatürk’e Deccal demedim”

Gülen, Atatürk hakkında olumsuz düşünce ve davranışları bulunduğu yolundaki suçlamaları da “çarpıtılmış’ iddialar olarak değerlendiriyor ve kendisini şöyle savunuyordu:


Bazı toplantılarda Atatürk’ün, “Deccal” olarak tavsif edilmesine yol açtığım gibi tamamen hayali bir isnatta bulunulmuştur...

Eserlerim incelendiğinde; Atatürk’ü kötüleyici, ima yoluyla dahi herhangi bir husus tespit edilemeyeceği gibi, Mustafa Kemal Atatürk’ü her zaman siyasi, idari, askeri bir dahi olarak tavsif ettiğim ve ona karşı yapılan tahkir edici davranışlara karşı çıktığım anlaşılacaktır... Atatürk’e hakaret eden birisini camii kürsüsünden protesto ettim...

Gülen hakkında suç duyurusunda bulunan tanıdık bir isim

Fethullah Gülen hakkında DGM Savcılığı’na suç duyurusunda bulunan tanıdık bir isimdi. Onun üç yılı aşkın süredir cezaevinde olmasına “Ohhh... Hoca’nın ahi tuttu” diyenler de var.

Ergün Poyraz, Fethullah Gülen’e ait olduğu öne sürülen videokasetlerini Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e teslim etmişti. Bu kasetlerin bazıları da televizyon ana haber bültenlerinde yayınlanıyor, Fethullah Gülen’in “Mülkiye’yi, adliyeyi ele geçirin” sözleri büyük yankı yaratıyordu.

Gülen’e hâkimin yönelttiği soruların hemen hepsi can alıcıydı. Ama “Yönetime kendiniz ya da başkalarını sokmaya çalıştınız mı?” sorusu en önemlileri arasındaydı. Gülen, bu soruya olumsuz yanıt verse de, resmi belgeler gibi, yıllarca sağ kolu olarak görev yapan, yola birlikte çıktığı yakın dostu da çok şeyler anlatıyordu...

Cezaevi yönetimi soruşturma açtı

Ergün Poyraz, “Ergenekon Soruşturması” kapsamında 27 Temmuz 2007 tarihinde tutuklandı. Halen aynı davanın sanığı olarak cezaevinde bulunuyor. Cezaevinde bulunduğu dönemde Fethullah Gülen’le ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili iki kitap yazdı. Gülen’le ilgili kitabı için “Cezaevi yönetiminden habersiz nasıl yazdın?” diye hakkında herhangi bir soruşturma açılmadı. Ancak, Erdoğan’la ilgili kitabından sonra cezaevi yönetimi, Poyraz hakkında 9 Ağustos 2010 tarihinde soruşturma başlattı. Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan da, “tutuklu yazar” Ergün Poyraz hakkında, kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 50’şer bin liralık tazminat davası açtılar.

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir