Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Siyasi Cinayetler, Can Güvenliği ve Derin Yorum

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 11

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Siyasi Cinayetler, Can Güvenliği ve Derin Yorum

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 15:54

Siyasi cinayetler, can güvenliği ve derin yorum

Bir dönem iki ayrı Tercüman gazetesi yayımlandı. Bunlardan birisi Dünden Bugüne Tercüman adını taşıyordu. Nazlı Ilıcak da bu gazetenin önde gelen yazarları arasındaydı. 18 Kasım 2004 tarihli Tercüman'da önemli iddia içeren bir haber yer aldı. Haberde Fethullah Gülen’in şu sözlerine yer veriliyordu:

Türkiye’de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür simalar bu dönemde Türkiye’de bulunmazsa iyi olur. Memlekette ne zaman iyi şeyler olursa, bu gelişmelerden sonra o melun cinayetler tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300 seneden beri Türk toplununum kaderine hâkim cemiyyat-ı sırriyeler vardır. Bunlar görünmez ama Türk toplumu ile oynaya gelmişlerdir. Kendi emel ve arzularının gerçekleşmesi ve koruyup kayırdıkları insanların çıkarları adına bir tehlike sayıyorlarsa, bundan sonra da bazı kimselerin vücudunun kaldırılmasına ihtiyaç hissedecek ve yine ellerini kana bulayacaklardır.

Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla bana, bu tür şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın, “Önümüzdeki aylarda Türkiye’de yemden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek” dediği nakledildi. Mesela “Falan, falan tür simalar bu dönemde Türkiye’de bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilir” denildi.

Ülkeyi topyekün kargaşaya sürükleyebilecek söz konusu hadiseler karşısında Devletin kendi hassasiyetini, duyarlılığım göstermesi lazımdır. Kendi elinin altındaki memurlar kadrosu sayılan Emniyet Teşkilatı, JİTEM üzerinde de hassasiyetini hissettirmesi lazımdır. Yani İstihbarat ve Emniyet Teşkilatı, JİTEM çok iyi çalışırsa, bence bu kana susamış vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden Türkiye’de kan akıtmalarına meydan verilmeyebilir.

Gülen’in açıklamaları devam ediyordu. Tercüman gazetesinin yazan Nazlı Ilıcak da, bu açıklamaları “Gülen’in bu sözleri kendisiyle ilgili bir ihbar aldığının işareti sayılabilir” diye yorumlarken, bir dönem Gülen’in sağ kolu olan Nurettin Veren ise kendisinin öldürülmesi emri verildiğini tanık isimleri vererek anlatıyor, Gülen’in bu açıklamaları hakkında suç duyurusunda bulunuyordu.

İş tam anlamıyla karışıktı. Gülen’e devlette önemli görevlerde bulunmuş kişi bu bilgileri niçin götürüyordu? Türkiye’ye, öldürülebileceği gerekçesiyle dönmemesi mi telkin ediliyordu? işte bu kritik açıklamalara mutlaka binlerinin cevap vermesi, konuyu incelemesi gerekiyordu. Gülen’in bu sözler kamuoyunda çok fazla tartışılmadı, birkaç kişi dışında kimse üzerinde durmadı.

Emin Şirin AKP’den milletvekili seçilmiş, parti içinde adeta “muhalif ses” olunca gözden düşmüştü. Bağımsız milletvekili olduğu dönemde de kimsenin üzerine gidemediği konulan dile getiriyor, soru önergeleri veriyor, bunların takipçisi oluyordu.

Dönemin Bağımsız Milletvekili Emin Şirin’in, TBMM Başkanlığına sunduğu ve içişleri Bakam Abdülkadir Aksu tarafından cevaplandırılması istenen sorulan da hayli önemliydi. Şirin şu sorularına cevap istiyordu:

- Fethullah Gülen’in gazete yer alan sözleri ihbar kabul edüerek gerekli araştırma başlatılmış mıdır? Başlatılmamışsa bu soru önergem ihbar kabul edilerek gerekli araştırma başlatılacak mıdır?
- Sayın Fethullah Gülen’in tarif ettiği “Tanzimat’tan daha önce Türkiye’de faaliyete başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışında bulunan, harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriye” kimdir?
- Gazetede, Gülen’in ağzından ortaya atılan iddialarla ilgili olarak sayın Fethullah Gülen’den, ABD’de ikamet etmekte olduğu adrese derhal bir emniyet ve istihbarat timi yollanarak gerekli ifade alınacak mıdır?
- Nurettin Veren’in iddiaları doğru mudur, araştırılmış mıdır? Araştırılmışsa, ihbar kabul edilmesi gereken bu soru önergemden sonra araştırılacak mıdır?

Milletvekili Emin Şirin, sorularına cevap verilir umuduyla bekledi... O bekleyiş 28 Kasım 2004 tarihine kadar sürdü. Dönemin

Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde Ankara Temsilcisi olarak görev yapan Murat Çelik’in, Başbakan Bülent Ecevit’le yaptığı röportaj yayımlanıyordu. Ecevit’e yöneltilen sorular ve cevaplar şöyleydi:

Murat Çelik: Sayın Ecevit, kısa bir süre önce Fethullah Gülen’in bir uyarı mesajı gündeme geldi. Gülen sizin de tanıdığınız belli alanlarda itibar gösterdiğiniz birisi. Bu iddialar ciddiye alınmalı mı?

Bülent Ecevit: Belli ki böyle bir takım istihbarat aktarımı v.s oluyor. Ben Fethullahçılık konusunda sadece yurtdışındaki okullarla ilgili olarak destek veriyordum. Benim herhangi bir temasım yok. Herhangi bir bilgi aktarmam da söz konusu olamaz.

Elbette. Sorumun zaten sizin şahsınızla bir alakası yok. Sadece Gülen’in mesajlarıyla ilgili ne düşündüğünüzü öğrenmek istemiştim.

Sayın Fethullah Gülen’in ciddi bir istihbarat birikimi olduğu belli. Bu açıktan söylenmese de böyleydi. Şimdi açıktan ortaya çıktı. Onun dışında bir bilgim de, ilgim de yok. Zaten benim şu sırada o toplulukla ilgili herhangi bir istihbaratım, istihbarat olanağım da yok. Ben de Sayın Gülen’in sözlerini sizin gazetenizde okudum.

Peki ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in, böyle önemli iddialarda bulunmasını sağlayacak istihbarata nasıl ulaştığı hakkında bir fikriniz var mı?

Genelkurmay’ın içinden bilgi verileceğini sanmam. Ama Emniyet ya da farklı bazı kuramlardan olabilir diye düşünüyorum. Sayın Gülen ya da başkalarının bazı devlet kuramlarıyla bağlantıları var.

Var mı? Yani bu noktayı kesin olarak biliyor musunuz?

Tabii. Bugünkü hükümet içinde de, TBMM’de de birçok kişi var. Bizim dışımızda her yerde var. Fethullah Gülen ya da başka dini liderler, bazı tarikat veya kanaat önderleriyle ilişkisi olanlar var. Bu bir gerçek.

İçişleri Bakam Abdülkadir Aksu, fazla konuşmayan bir bakandı... Böyle kritik sorulan da savuşturmayı biliyordu. Fethullah Gülen’in açıklamasını da kuşkusuz sormuştur, soruşturmuştur. Gülen’in, kendisine üst düzey görevlerde bulunmuş ve bu işleri bilen kişi tarafından iletildiğim öne sürdüğü “Faili meçhul cinayetler olacak. Türkiye’de yakında kan gövdeyi götürecek” sözleri, acaba devletin ilgili makamlarına da ulaştırılan bir istihbarat bilgisi miydi?

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya bu sorulan yönelttik. “Bize bu konuda ulaşmış hiçbir şey yok. Her zaman ve aynı duyarlılık içinde mensuplarımız görevlerini yürütüyor” karşılığını verdi.

Şirin’in yönelttiği sorulara hiçbir zaman yanıt gelmedi. Emin Şirin de kendisini “Ergenekon Davası”nın sanıkları arasında buldu. Şirin’i aradığımda yurtdışındaydı. Önergesini hatırlattığımda, “Ben Ergenekon Terör Örgütü Davası’nın tutuksuz sanıkları arasındayım. Aradan yıllar geçmesine rağmen mahkemede hâlâ ifadem de alınmış değil. Duruşmalara gidip geliyorum” diyor. Bir dönem her şeyin üzerine giden Emin Şirin de sessizleşiyor, sanığı olduğu davanın nasıl sonuçlanacağını merak ediyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu, son ziyaretinde endişelerini anlattı

Milliyet gazetesi yazan Emin Çölaşan’ın Mamak Askeri Cezaevi’ne girip röportaj yapması büyük olay olmuştu. Hiç vakit kaybetmeden Sıkıyönetim Kurmay Başkanı Albay Yalçın Karakoç’u arayıp, “Komutanım bize de izin verin” dediğimde, “Yarın da Günaydın gazetesi Ankara Temsilcisi Bekir Coşkun cezaevine gelip röportaj yapacak. Ertesi gün de sizi alalım” dedi. Yapacak bir şey yoktu. “Tamam” diyebildim.

Hürriyet ekibi olarak Mamak Askeri Cezaevi’ne Emin Özgönül ve foto muhabiri arkadaşımız Rıza Ezer’le birlikte gitmiştik. Yüzbaşı Tuna, cezaevini dolaştırıyordu. Hücrelerin bulunduğu koridora geldiğimizde, er “Dikkat komutan” diyor ve mahkûmlar sırtlarını kapıya dönüyor, gelenlerin kim olduğunu görmüyorlardı. Ne zaman “geriye dön” komutu verilirse o zaman başlarım çeviriyorlardı.

Bize doğru başım çevirenlerden birisi İbrahim Çiftçi’ydi. Savcı Doğan Öz’ü öldürmekten beş kez idam cezasına çarptırılmıştı. Hücrenin kapı deliğinden bazı mahkûmlarla kısa kısa da olsa konuşuyorduk. Bazı hücreler ise iki kişilikti. Aynı hücreyi sağcı ve solcu iki genç birlikte paylaşıyordu... Yani “karıştır-barıştır” yöntemi uygulanıyordu.

O gün Mamak Askeri Cezaevi’nde nikâh vardı. Solcu bir genç, cezaevinde evleniyordu. Nikâh bir odada kıyılacaktı. Ben damadın, Emin Özgönül de gelinin tanığı oldu. Rıza Ezer de o nikâh törenini fotoğraflamıştı.

Mahkûmlar havalandırmaya çıkmıştı. Yüzbaşı Tuna, “Şu karşıdan gelen Ülkü Ocakları Demeği’nin Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu” dedi. Başım kaldırmadan yürüyordu. Zaten yürüyüş toplu yapılamıyordu. Komutan, Muhsin Yazıcıoğlu’nu yanına çağırdı. Mahkûmlarda askeri disiplin vardı. Esas duruşta olan Yazıcıoğlu’na, “Bu arkadaşlar gazeteci. Seninle röportaj yapmak istiyorlar. Konuşmak istersen konuşabilirsin” dedi. Yazıcıoğlu, konuşmak istemediğim söyledi.

Resim
Muhsin Yazıcıoğlu, ziyaretime Yalçın Topçu, Zeki Çatlı, Başak Karsak, Mustafa Baykuş ve Zonguldak İl Başkanı Vural Demirköse’yle birlikte gelmişti. Yazıcıoğlu da, Fethullah Gülen gibi “siyasi cinayetler”den kaygı duyduğunu söylüyordu.

O günün koşullarında ne söyleyebilirdi ki? Sol örgütün liderlerinden Bülent Forta da, yine konuşmak istemeyenler arasındaydı. Cezaevinde yer kalmadığı için bayan tutuklular bugün Ankara Atatürk Anadolu Lisesi olan okulu cezaevine dönüştürmüşlerdi. Sınıflar cezaevi koğuşu haline getirilmişti.

Muhsin Yazıcıoğlu, cezaevinde yedi buçuk yıl yattı. Büyük Birlik Partisi’ni kurdu, milletvekili seçildi. Yıllar Yazıcıoğlu’nu da değiştirmişti. Farklı görüşteki kişiler tarafından da artık sevilip sayılıyordu.

Odamda bir çiçek var. Zaman zaman tepesinde kırmızı çiçekler açıyor. O çiçeğe her bakışımda Muhsin Yazıcıoğlu’nu hatırlıyorum. 23 Mayıs 2008 tarihinde gazetedeki odama o çiçekle birlikte gelmişti. Yanında Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Topçu, Abdullah Çatlı’nın kardeşi Zeki Çatlı, partinin Basın Müşaviri Başak Karsak ile “Muhsin Başkan”ın cezaevi arkadaşı Mustafa Baykuş ve Zonguldak İl Başkanı Vural Demirköse bulunuyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu, “Şimdi İçişleri Bakanı’nın yarımdan geliyorum. Ben odaya girerken, Etyen Mahçupyan da bakanın odasından çıkıyordu” diyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’yla sohbet ederken, birlikte geldiği arkadaşları bir ara dışarıya çıktılar. Yazıcıoğlu, bakanla paylaştığı endişeleri dile getiriyor ve şunları söylüyordu:

“Kendilerini gizlerler”

“İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan randevu alıp, bazı provokasyon duyumlarımız ve kaygılarımızla ilgili olarak kendisine bilgi verme ihtiyacı duydum. Ülkemizin geldiği nokta provokatif eylemler için çok uygun bir ortam.

Provokasyonu yapanlar soğukkanlı olur, kalabalık içinde kendilerini gizlemeyi başarır, bilinçli hareket ederler. Toplumu harekete geçirenlerin ortaya çıkarılabilmesi için çok dikkatli hareket edilmesi gerekiyor.

Toplumsal olaylar konusunda da çok ciddi kaygılarımız var. Yürütme ile yargının karşı karşıya gelmesiyle daha da tehlikeli bir viraja girilmiş oldu.

Bu güvenliksiz ortamda açılan gediklerden çok rüzgâr girer, provokasyonlar daha rahat yapılır. Giderek iş çığırından çıkmaya başladığı için İçişleri Bakanı Atalay’a kaygılarımızı ve bu konuda alınması gerekli önlemleri anlattım.”

Resim
Muhsin Yazıcıoğlu: “Yürütme ile yargının karşı karşıya gelmesiyle daha da tehlikeli bir viraja girilmiş oldu.”

“Kapımızı kilitleyip oturacak değiliz”

“Türkiye öyle bir hale geldi ki, bayrağı ayaklar altına alana tepki göstermeyeceksiniz, şehide saygısızlık edene tepki göstermeyeceksiniz. Terör olaylarına karşı, onların destekçilerine karşı bile tepki gösterilmemesi isteniyor. Evet, yasadışılığa, şiddete, anarşi yaratılmasına karşıyız. Ama tepki gösterilmesin diye bir şey de olamaz. Tepkilerin doğmasına yol açanların hiç mi günahı yok? PKK’nın bez parçalarıyla, örgütün başının fotoğraflarıyla yürüyenlerin hiç mi kabahati yok? Acaba İngiltere’de, ABD’de Usame Bin Ladin’in fotoğraflarıyla yürüyüş yapılmasına bu ülkeler izin verir mi? Yani tepki olmasın diye kapıyı kilitleyip evde oturmamız isteniyor.

Şu unutulmamalı, devlet vatandaşın hakkını korumak zorunda. Eğer korumuyorsa, kendi hukukunu kendisi korur. İşte, devletin, vatandaşın hakkını koruması için İçişleri Bakanı ile görüşme yaptım. Çünkü, çok kritik bir dönemdeyiz. Ciddi kaygılarım var. Değişik duyumlar ulaşıyor. Bakan kaygılarımızı, önerilerimizi dinledi. Özellikle provokasyonlar konusunda polisin eğitimine ağırlık verildiğini ve bu konuda yetişmiş elemanları bulunduğunu kaydetti.”

“Tehlike daha da büyür”

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün devreye girmesiyle ilgili çağrısı oldu. Bu da, Devlet Bey’in, gidişattan büyük bir kaygı duyduğunun işaretidir. Yargı siyasetten, siyaset de yargıdan şikâyetçi. Yargı mensupları kendilerinin dinlendiğini, izlendiğini belirtiyor. İktidar da yargının kendi görev alanının dışına çıktığım öne sürüyor. İşte tam anlamıyla tehlikeli virajdayız. Cumhurbaşkanı bu konuda girişimde bulunur, başarılı olamazsa tehlike daha da büyür. Cumhurbaşkanı, alt yapıyı iyi oluşturduktan soma liderlerle bir araya gelmeli.”

“Tahriklere karşı uyarıyoruz”

“Alperen Ocakları’nda eğitim çalışmalarında ortamın hassasiyeti nedeniyle tahrik ve kışkırtmalara karşı çok dikkatli olunmasını istiyoruz. Tahriklerin, kışkırtmaların nerelerden, nasıl gelebileceği konusunda uyarıyoruz. Mahalle aralarında ocaklarımız yok.”

Muhsin Yazıcıoğlu’nun hedefleri büyüktü. “GÖR” adını verdiği “güven-özgürlük-refah” projelerini anlatmak için 31 Mayıs’ta Bitlis’te miting düzenleyeceğim, aynı günün akşamı Muş’ta salon toplantısı gerçekleştireceğini, 2 Haziran’da Diyarbakır’da esnaf ziyaretlerinde bulunacağım belirtiyor. Ardından da “Güneydoğu’ya biz geçmişte de gidiyorduk, yine gideceğiz. Orada, güven, özgürlük, refah projelerimizi anlatmaya devam edeceğiz” diyordu.

O gün aslında Muhsin Yazıcıoğlu’na Fethullah Gülen’le ilişkilerini soracaktım. Olmadı. Nasıl olsa başka bir görüşmemizde bunları da konuşabilirdik. Ama, bunu Yazıcıoğlu’na hiç soramadım. 27 Mart 2009’da esrarım hâlâ koruyan helikopter kazasında hayatım kaybetmişti...

Onun hatırası olan çiçeğe bakıyorum. Ama artık kırmızı çiçekleri yok...

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron