Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cemaat Kontrolündeki Eğitim Yuvaları

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 13

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cemaat Kontrolündeki Eğitim Yuvaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 15:56

Cemaat kontrolündeki eğitim yuvaları

Milli Eğitim Bakanı’nın övgüler dizdiği Fethullah Gülen’in eğitim alanında örgütlü bir ağ kurma merakının nereden geldiğini eski sağ kolu Nurettin Veren’den öğrendik.

Bu merak devlet tarafından da biliniyor. Bu merakın bugün ortaya koyduğu fotoğraf birçok kişiyi rahatsız ediyor. Rahatsız ediyor da devletin denetim ve kontrolünün yetersiz kaldığı okul ve dershanelerde yaşananları artık durdurabilmek de pek mümkün görülmüyor. Çünkü artık yanlışları düzeltme noktasında olanlar da bu yanlışları “doğru” bilenlerden seçiliyor...

Yakından bakalım...

Milli Eğitim Bakanlığı’nda üst düzey bürokratlar, hangi dershane zincirinin ve özel okulların hangi cemaatle ilişkili olduğunu yakından biliyor. Bildikleri ve söyledikleri, bugün Türkiye genelinde 700’e yakın dershane ve okulun bu cemaatin kontrolü altında olduğudur.

Önemli bir kısmı cemaatlerin kontrolünde olan “zincir” dershaneler var. Yani, aynı isimle değişik il ve ilçelerde faaliyet yürütüyorlar. Üstelik sayılan da hızla artıyor. Bakıyorsunuz bu zincir içindeki bir dershanedeki öğrencinin başarısı, aynı adı taşıyan tüm dershaneler tarafından sahipleniyor. Bunların “aslı yok, astan yok” ama yurttaşlar bu yolla aldatılıyor.

Her birinin kurucuları, eğitim kadrolan farklı. Örneğin Ankara’daki bir dershanenin, başka bir ilde aynı isimle açılan dershaneyle doğrudan bir ilgisi yok. Ancak, tanınmış dershanenin adını kullandığı için o dershaneye “isim hakkı” olarak önemli miktarda para ödüyor. Çok öğrencili, çok şubeli olduğu için bastırılan ders kitapları da ucuza mal ediliyor ve diğer dershanelerin bunlarla rekabeti de zorlaşıyor.

Son yıllarda bunlara tamamen devletin gözetim ve denetimi dışında olan “test” ya da “sınav” merkezleri eklendi. Burada yasal olan bir şey yok. Üstelik bazılarının çok farklı amaçlan var. Örneğin kız ve erkek öğrenciler aynı salonda olamıyor. Yani “karma eğitim” yasak. Bunların denetimi olmadığı için bir şey de yapılamıyor, üstelik sayılan da hızla artıyor.

Fethullah Hoca’nın Talebeleri Örgütü

İstihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı’nın kaleme aldı kitapta devlet içindeki “Fethullahçı örgütlenme” anlatılırken, bugün köşesine çekilmiş olan bir Emniyet Müdürü, ziyaretine gelen Emniyetçi arkadaşına “Ahhh... Ahh” dedi. Böyle bir konuyu gündeme getirenlerin önünün nasıl kesildiğini, kendisinin de bu olaydan nasıl etkilendiğini anımsadı. Sonra uzun uzun öyküsünü anlattı.

Emniyet Müdürü, bugün emekli olan meslektaşının söylediklerini dinledikten soma, dairesine gitti. Arşivde bulunan bir dosyayı istedi. Pembe renkli yarım karton dosyadaki yazılar da, bu belgelerin üstüne ve altına vurulmuş “Çok Gizli” damgalan da solmuştu. Rapor Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı tarafından 10 Mart 1992 tarihinde yazılmıştı. Dört sayfalık raporun altında istihbarat Dairesi Başkanı Tuncer Meriç’in imzası bulunuyordu. Rapor, “gereği yapılmak üzere” Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne gönderiliyor, Teftiş Kurulu Başkanlığı’na da “bilgi” amacıyla ulaştırılıyordu.

Polis Müfettişleri Nihat Dündar ve izzet Sezgin Şenel, Polis Akademisi’nde “Fethullahçı yapılanma”yla ilgili olarak başlattıkları soruşturma çerçevesinde İstihbarat Dairesi’nden “Bazı Emniyet Mensuplarının illegal Faaliyetleri” hakkında bilgi istemişlerdi. istihbarat Dairesi yaptığı çalışmaları Teftiş Kurulu Başkanlığına şöyle aktarıyordu:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan, illegal “Fethullah Hoca’nın Talebeleri” adlı örgütün, tüm Türkiye genelinde olduğu gibi, Teşkilatımız içinde de örgütlendiği, özellikle hareket noktası olarak seçtiği Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve Polis Okulları içindeki faaliyetlerini, Teftiş Kurulu’ndan gelen yazıya bağlı olarak askıya aldıkları, buna rağmen sempatizan kadrolarıyla bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarım yoğun olarak sürdürdükleri ve illegaliteye son derece bağlı kaldıkları gözlenmiştir.

Resim
Emniyet’te “Fethullahçı kadrolaşma”nın ilk raporu 1992 yılında İstihbarat Dairesi Başkanı Tuncer Meriç tarafından hazırlandı. Meriç, bugün konuşulanları 1992 yılında görmüştü. Ancak o rapor hiç dikkate alınmadı.

Elde edilen bilgiler doğrultusunda yapılan takip-tarassut ve tahkikatlarda, Ankara Polis Koleji öğrencilerinin yüzde 50’sine yakın bir kesimiyle çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olanlar üzerindeki ajitasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler.

Örgütün yapılanmadaki temel stratejisine bağlı olarak, devlet dairelerinin önemli yerlerine yerleşme planım, en tabandan uygulamaya koymaları Teşkilatımızda da gözlenmektedir. Gelecekte Emniyet Teşkilatı’nın bürokratlarım oluşturacak Polis Koleji öğrencilerinin koleje seçiminden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir.

Örgütün tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planında Polis Kolejleri de payım almıştır. Bu öğrenciler, Polis Kolejleri’ne geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler. Sınıfların ve okulun kendi bünyesinde sorumlu imamların olmasına rağmen, örgüte karşı asıl sorumlu olan dışardan bir üniversite öğrencisidir. Örneğin Ankara Polis Koleji 3. sınıflar sorumlusu Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi 3. Sınıf öğrencisi A. Atabay, buna bağlı olarak 4. sınıf öğrencisi Tank, Gazi Üniversitesi Arap Dili öğrencisi S. Öztürk Polis Koleji ve akademisinin sorumlularıdır.

Polis Müdürü, “vay bee” dedi, “Bu raporda meğer her şey varmış” diye söylendi. Çay içmek istedi. Zile bastı. Gelen görevliye, “Bana bu defa demli bir çay” dedi. Görevli, müdürünün gözüne baktı, “Müdürüm siz oruç tutmayı bıraktınız mı?” diye sormadan edemedi.

Müdürün aklına oruçlu olduğu aklına geldi. “Hay Allah” dedi içinden. Görevli ayrılırken Hanefi Avcı’nın Emniyet’ten sorumlu dışarıdan “imam”lar olduğuna ilişkin yazdıklarını düşündü. Belki o dönemde Avcı da Ankara’daki evlerden birisine gidiyordu. Hanefi Avcı’nın 2010 yılında yazdıklarını, İstihbarat Dairesi’nin Başkanı Tüncer Meriç 1992 yılında yazmış, devlet içindeki yapılanmaya dikkat çekmişti. Müdür, saatine baktı iftara daha çok vardı.

Dönemin İstihbarat Dairesi Başkanı’nın raporunu okudukça “çok ilginç” buldu ve okumasını sürdürdü:

Cumartesi ve Pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına katılmaktadırlar. Genelde Polis Koleji ve Polis Akademisi öğrencilerini birbirleriyle karşılaştırın amaya özen gösteren idareci kesim, öğrencilerin Abidinpaşa Tıp Fakültesi Caddesi Şadırvan Sokak’ta bulunan Terzi Salih’in dükkânında sivil elbise giymelerini ve daha sonra toplantı evlerine gitmelerini sağlamışlardır. Yapılan bu toplantılarda masumane sohbet ve çay partilerinden sonra Nur Külliyatı ile ilgili kitapların okunması ve açıklamaları yapılarak Fethullah Gülen’in kaset ve videoları seyrediliyor. Öğrencilerin konulara olan yatkınlığına göre değişik grup toplantılarına katıldıkları gözlenmiştir.

Ankara’da Dikmen Sokullu, Abidinpaşa, Cebeci, Keçiören, Yenimahalle, Demetevler’de teşkilata mensup kişilere ait evler ile bu işler için kamufle edilmiş eğitim evleri mevcut.

Raporun bu bölümünde Polis Akademisi ve Polis Koleji öğrencileri ile bağlantılı oldukları kişilerin adresleri de tek tek sıralandıktan sonra, hukuki konularda kendilerine yardımcı olan Avukat A. B’nin bürosuna da sık sık gidip gelindiğinin gözlendiği belirtiliyor. Fethullah Gülen’in Ankara’daki liderinin bu kentteki bir üşenin öğretmem olduğu ve bu kişiye de “Ankara Valisi” denildiği kaydediliyordu.

Müdür gözlüğünü düzeltti ve okumaya devam etti:

Bu grubun, amaçlarına hizmet için önlerine çıkabilecek engelleri aşmak amacıyla değişik kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaştıkları, işlerini yaptırabilmek için rüşvet ve hediyeye başvurdukları söylenmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşlarına kendi fikirleri doğrultusunda bulunan şahıslan yerleştirmede tavassutta bulundukları ve bunda da başarı elde ettikleri, telefon irtibatını asgaride tuttukları, önemli haberleşmelerde kurye kullandıkları, Azerbaycan’a gruplar halinde fikir ve düşüncelerini empoze edebilecek nitelikli elemanlar gönderildiği, kendi örgüt mensupları arasında söylenmektedir.

Her ne kadar ifadelerde belirtilen konuların doğruluğu tartışılmaz bir gerçek ise de bunların delillendirilmesi zaman içerisinde mümkün olacağı kanısı ile her türlü takip ve tarassut’a devam edilmektedir. Gereğini bilgilerinize arz ederim.

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir