Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İfadede Önemli Bir İddia: Gülen-Sedat Peker ilişkisi

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 15

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İfadede Önemli Bir İddia: Gülen-Sedat Peker ilişkisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 15:59

İfadede önemli bir iddia: Gülen-Sedat Peker ilişkisi

Gülen’in Amerika’ya gittiği o günlerde, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde “telefon dinleme skandalı” patladı.

Bazı çevreler “Telefon dinleme skandalını örtbas etmek için Fethullah Raporu yazıldı” dedi. Bu suçlamayla karşı karşıya kalan Cevdet Saral, Osman Ak ve 38 emniyet mensubu ise böyle bir raporu hazırladıkları için başlarına bunların getirildiğim öne sürdüler. Uzun süren yargılama sonucu Saral ve Ak beraat etti.

Bir paragrafla anlatılabilen bu olay aslında oldukça derin ve karmaşık. Tele-kulak skandalının perde arkası Gülen’in yandaşlarını devlet kuramlarına ne kadar güçlü ve derinden yerleştirdiğine de işaret ediyordu..

Gülen’in gidişinden sonra patlayan tele-kulak skandalının kahramanlarına yıllarca hep “8. Kat Çetesi”, “tele-kulakçılar”, “Kocakulak”çılar nitelemesi yapıldı.

Onların suçu Emniyet içinde yer alan Fethullahçı kadrolaşmaya dikkat çekmek, bu konuda rapor hazırlamaktı.

Bazıları hazırlanan bu rapora, “Telefon dinlemeleri ortaya çıkarıldı, onu örtbas edebilmek için acele olarak Fethullahçı Emniyetçiler raporunu hazırladılar” diye gündeme getirirken, listenin hazırlanışında Polis Akademisi mezunları albümlerinin dikkate alındığı belirtiliyordu.

Eşleri, çocuklan bu iddialardan dolayı sokağa çıkamaz hale geldiler. Onlarla bazı meslektaşları bile konuşmaya korktu. Oysa skandal öncesi bu ekip Ankara’da önemli işlere imza atıyordu...

Ankara’da organize suç örgütlerinin liderleri birer birer yakalanıyordu. İnsan Haklan Demeği Başkanı Akın Birdal’a saldıranlar yakalanıyor, bombalı-silahlı uçak kaçıran terörist, yolcuların burnu bile kanamadan etkisiz hale getiriliyordu. O günlerde Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve arkadaşlarının ödüllendirilecekleri ve Saral’ın İstanbul’a gideceği söylentisi de hayli yayılmıştı. Bu yüzden “Emniyet’te Ankara-İstanbul savaşı” hiç eksik olmuyor, Ankara ekibinin İstanbul’dakilere “geliyoruz” mesajları ulaşıyordu.

Resim
Bugün BDP Milletvekili olan Akın Birdal’a suikast düzenlenmiş, Birdal yaralı olarak kurtulmuştu. Birdal suikastıyla ilgili olarak gözaltına alınan Astsubay Cengiz Ersever, ifadesinde Fethullah Gülen’in ilişkilerini de anlatıyordu.

Akın Birdal’a suikast girişiminin faillerini tespit eden ve yakalayan; bu nedenle de “başarılı” bulunup haklarında övgüler dizilen Ankara Emniyeti’nin ekibi, daha soma Fethullahçı örgütlenmeyle ilgili çalışma yaptığı için adeta bir girdaba düştü. O ekibin yakaladığı Akın Birdal suikastı planlayıcısı olduğu iddia edilen Astsubay Cengiz Ersever’in verdiği ifadede ise inanılmaz bir iddia yer aldı.

Burada bir parantez açıp Sedat Peker-Fethullah Gülen ilişkisine ilişkin bu iddiaya göz atmak gerekiyor. Cengiz Ersever’in verdiği yanıt ifadeyi alanları şoke ediyordu:

“Ben 1995 yılı İstanbul’a tayinen geldiğim sıralarda yaz aylarında Yeşil (Mahmut Yıldırım) beni telefonla iş yerimde arayarak, ‘İstanbul mafyasını iyi tart, aralarına girme, herhangi bir olaya girme, kimler kimlerle ilişki içerisinde, bunlar bu büyük rantları nerelerden temin ediyorlar, bunlarla ilgili, aralarına girmeden geniş çapta bir araştırma yap’ dedi. Ben de kendime göre yaptığım araştırmalar sonucunda:

Sedat Peker’in çok büyük bir rant sahibi olduğunu Romanya’da ve Bulgaristan’da büyük birer ev yaptırıp orada ikâmet ettiğini, etrafında çok sayıda adamı olduğunu, Fethullah Gülen ile ilişkilerinin olduğunu, Fethullah Gülen tarafından bu şahsa 10 milyon dolar para transfer edildiğini, Sedat Peker’in son zamanlarda okul yaptırma ve vakıf işlerine girdiğini öğrendim.”

Araştırdığımda Sedat Peker’in özel bir okul açtığı, ancak daha soma bu okulu devrettiğini öğrendim. Peker’in çevresi, diğer iddiaların doğru olmadığı görüşünde. Peker’in de halen Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu olduğunu hatırlatalım.

Ve skandal süreci adım adım başladı

Akın Birdal suikastına katılanlardan yakalananlar Ankara’ya getiriliyordu. Bazı gazeteciler bunun haberim almıştı. Hürriyet gazetesi muhabiri Kadir Ercan, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’la görüşmek için özel kalem odasında beklerken, meslektaşı Milliyet muhabiri Tolga Şardan’ın koridordan süzülerek gittiğini gördü. Özel Kalem Müdürü’ne “İyi, beni burada görmedi” dedi. Tolga ise “İnşallah Kadir beni görmemiştir” diye düşünüyordu. İki gazeteci de haber yarışındaydı. Kadir, edindiği bazı bilgileri Emniyet Müdürü Saral’a doğrulatırsa önemli bir habere daha imza atacaktı. Tolga ise “İnşallah başka uyanan olmaz da o fotoğrafı yalnız ben çekerim” düşüncesiyle, Emniyet önünde bekleyen gazetenin aracına biniyordu.

Neredeyse gece yansına gelmişti. Cevdet Saral’ın yanına müdürler girip çıkıyor; görüşmek, aldığı bilgileri doğrulatmak için bekleyen Kadir Ercan’a çay-kahve ikramı devam ediyordu.

Gece geç saatte görüştüklerinde de önemli bir bilgi alamadan oradan ayrılmıştı...

Gazeteye geldiğinde, haber müdürünün kendisine baktığını gördü. Önemli bir haber atlandığında haber müdürleri gazete adını söyler ve “gördün mü?” derlerdi. Milliyet gazetesindeki fotoğrafı gördüğünde beyninden vurulmuş gibi oldu. Akın Birdal suikastında yer aldıkları iddiasıyla Ankara’ya getirilenlerin, Ankara girişindeki otoban gişelerinde yakalanışlarını gösteren fotoğraflar vardı. Günlerdir takip ettiği haberin fotoğraflarım atlamıştı. Ona çay-kahve ikram edilirken, o gün koridorda gördüğü meslektaşı aldığı sinyalle Kazan otoban gişelerinin yolunu tutmuştu.

Kadir o haberi atlamış ama Ankara Emniyet’iyle ilgili bomba gibi bir habere imza atmıştı. Emniyet’in 8. katında yasadışı dinleme birimi kurulduğunu, aralarında bakanlar, milletvekilleri, gazetecilerin de bulunduğu binlerce kişinin yasa dışı biçimde dinlendiğini öne sürüyordu. Kadir Ercan, 17 Haziran 1999 tarihinde Savcı Nuh Mete Yüksel’e verdiği ifadede bu haberi yazdıktan soma “kafasının koparılacağı”na ilişkin tehditler aldığım ekliyor, “Mafyaya havale edildiği”nin kendisine söylendiğim belirtiyordu.

Kadir Ercan'ın haberinin patladığı gün, dönemin Star gazetesi Muhabiri Kamil Elibol büyük bir üzüntü yaşıyordu. Çünkü o da aynı haberi almış, ancak gazete yönetimi böyle hassas bir haberin başka kaynaklardan da doğrulanması çabasına girmişti. Üst düzey bir Emniyet yetkilisi, belki bu olayın basma sızmaması için olsa gerek “Kesinlikle böyle bir şey yok” demişti. işte Kamil Elibol’un haberi “güme gitmiş” ve haberi yayınlanmamıştı. Kamil üzülürken, bu olay da farklı bir hal almaya başlamıştı.

Tele-kulak olayı ile Fethullah Gülen araştırması tam anlamıyla birbirine karışmıştı. iş iyice kötüye gidiyordu. Emniyet personelinin “Halil Abi” dediği Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Halil Tuğ, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican’la konuşuyor, “Efendim, Ankara-İstanbul müdürleri arasındaki kavgaya el koymazsanız bu işin sonu çok kötü olacak” diyordu. Halil Tuğ, İstanbul Emniyet Müdürü Haşan Özdemir’e “Cevdet Saral’la seni bir araya getireceğim. Biraz konuşmamız lazım” dediğinde Özdemir, “O bizim kardeşimiz. Ben görüşmeye hazırım” karşılığını verdi. Ancak, Cevdet Saral’ın genel müdürle görüşmeye bu saatten soma niyeti yoktu. Randevu saatinde Saral yoktu.

Aradan yıllar geçtikten sonra Halil Tuğ’la bu kitap için konuştuğumda şunları anlatıyordu:

“Bu teşkilatta hakkımı helal etmeyeceğim üç kişi vardır: Haşan Özdemir, Cevdet Saral ve Osman Ak...”

Emniyet’in “Halil Abi”si de yıllarca hep üst görevlerde bulunduğu için ona “yıkılmayan kale” diyorlardı. İçişleri Bakanlığı’na atanan Saadettin Tantan, o kaleyi de yıkıyor, altından bir şey çıkmayan soruşturma başlatıyordu...

Resim
Emniyet teşkilatındaki “Fethullahçı Örgütlenme”nin üzerine gidenler ve soruşturma yürütenler, tele-kulak iddialarıyla mahkeme önüne çıkarıldı.

Biz yeniden “Polisteki Fethullahçı örgütlenme soruşturmasına” dönelim...

“Emniyet’te Fethullahçı Kadroloşma” araştırmasının yapılması için Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne 4 Şubat 1999’da yazı gönderildi. Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak’a bağlı istihbarat biriminde özel bir çalışma başlatıldı. Bu grup, yalnız Emniyet’te değil, Türkiye genelindeki Fethullahçı örgütlenmeye dönük rapor hazırlamaya başladı. 18 Şubat 1999’da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderilen “gizli” kayıtlı yazıda “Türkiye çapında bu örgüte yönelik planlı istihbarat operasyonu” yapılması önerildi. İşte sonun başlangıcı da böyle oldu...

Resim
Cevdet Saral, Osman Ak, Mahmut Çorumlu ve Zafer Aktaş haklarında açılan kamu davasından beraat ettiler.

Şubat ayında gönderilen yazıdan soma ilginç gelişmeler yaşanmaya başlandı. “Tele-kulak” olayı şöyle gelişti:
- Ankara Emniyet Müdürlüğü, 15 Mart 1999’da Teftiş Kurulu Başkanlığı ile İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na Fethullah Gülen cemaati hakkında 43 sayfalık bir rapor gönderdi.
- Raporlar, DGM’ye gönderilirken Fethullah Gülen, sessiz-sedasız Amerika’ya gitti.
- Aynı günlerde, Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde bazı telefonların izinsiz olarak “izlendiği” iddiasıyla inceleme başlattı.
- 16 Nisan’da Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne “Fethullah Gülen cemaati”yle ilgili olarak ikinci bir rapor gönderdi. Aynı gün istihbarattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak, İstihbarat Şube Müdürü Ersan Dalman, yardımcısı Zafer Aktaş, “istihbarat” hizmetlerinden çıkarıldılar.
- 21 Nisan 1999’da, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, bu raporları “gereği yapılmak” üzere Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel dava açtı ve Emniyet’in yazısı Fethullah Gülen davasının temelim oluşturdu.
- Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Ak, Dalman ve Aktaş’ın istihbarat hizmetlerinden çıkarılmasına rağmen, Fethullah Gülen cemaatıyla ilgili çalışma devam ettirildi. Örgütün mali kaynaklan ve lider kadrolarına ilişkin bazı ipuçları elde edildi.
- O günlerde bazı gazetelerde, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde bir ekibin, telefonları izinsiz olarak “detay sorgu”ya tabi tuttuğu, yani kimin kiminle konuştuğunu mercek altına aldığı öne sürüldü. Bu haberlerden soma İçişleri Bakanlığı soruşturma açtı. Emniyet Müdürü Cevdet Saral ile Müdür Yardımcısı Osman Ak açığa alındı. Saral’ın “açıkta geçen süresi” 3 ay olurken, Osman Ak’ın bu süresi tam 41 ay sürdü.
- Fethullah Gülen’in video kasetleri televizyonlarda yayınlanmaya başladı. Aynı günlerde Emniyet’teki ekibin, Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, iş adamları, parti liderleri, yargı mensupları ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin telefonlarım mahkeme karan olmadan dinlediklerine ilişkin haberler de yer aldı.
- Uzun bir yargı süreci başladı. Saral ve Ak hakkında mal varlıklarından yaptıkları idari işlemlere ilişkin birçok soruşturma açıldı. Ak ile Zafer Aktaş, polis memurları Elif ile Serdar tam 41 ay açıkta kaldı. Bu dönemde tele-kulak haberleri hiç eksik olmadı, “tele-kulak” denilince aynı isimler gündeme geldi.

Tele-kulak olayının sonu
- Yargıtay Üyesi Naci Ünver’in, Emniyet’in 9. katında “hurdalık odası”nda bulunduğu belirtilen ses bandı, soruşturma konusu oldu. Savcı Nuh Mete Yüksel, Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında takipsizlik karan verdi.
- Cevdet Saral ve Osman Ak hakkında yürütülen adli yargılama sürecinde açılan davaların tümü sonuçlandı. Saral, Ak ve diğer görevliler hakkında beraat kararlan verildi.
- Tele-kulak iddialarıyla ilgili olarak Osman Ak hakkında verilen 10 ay kıdem tenzili cezası, Danıştay 12. Dairesi tarafından esastan bozuldu.
- Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden 38 sanıklı dava, 31 Ocak 2003 tarihinde af kapsamında değerlendirildi.
- Bunun üzerine Cevdet Saral, Osman Ak, Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu, af kararına itiraz ettiler ve yargılanmak istediklerini bildirdiler. Sanıkların itirazlarını üst mahkeme uygun buldu ve yemden yargılanmalarına karar verdi.
- Tele-kulak davası aynı mahkemede yeniden açıldı. 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 27 Mayıs 2003 tarihli ve 2003/150 esas ve 2003/203 sayılı kararıyla tüm sanıkların beraatine karar verildi ve karar kesinleşti.

İşte bir dönem “linç edilen” Emniyetçiler hakkındaki son durum böyleydi.

Gelin bu olaya bir de daha içeriden ve derinden göz atalım:

Hanefi Avcı, “Fethullahçı listesi”nde 4. sıradaydı


Eğer, Emniyet’teki Fethullahçı araştırması gizli tutulabilseydi, birazdan okuyacağınız, polisin kendi içinde yaşanan polisiye olay daha farklı olacaktı...

Ankara Emniyeti’nin hazırladığı “Fethullahçı Emniyet Mensupları” listesini, istihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun, istihbaratçılara yakışır bir biçimde “gizli” olarak ele geçirmişti. Liste üzerindeki çalışmalar devam ederken üsteye ulaşmayı başaran Daire Başkanı, soluğu genel müdürlük binasında aldı.

işte savaş baltalan bu listenin önceden ele geçirilmesiyle çekilmiş oldu. ilk darbe Cevdet Saral’a indirildi. Saral’la uzaktan yakından ilgisi olmayan bazı çete mensupları Saral’ın akrabası gibi basma sızdırıldı. Aranan ama yeri belli olan Saral sülalesinden bir kişi uzun süre bilinçli olarak yakalanmadı. Cevdet Saral’la telefonla konuşacağı gün, karşı ekip tarafından sabırla beklendi...

Bir tarafta İstihbarat Dairesi ile İstanbul Emniyeti’nin bazı birimleri, bir yanda Ankara Emniyeti’nin bazı birimleri kavganın tam göbeğine çekilmişti...

Ankara Emniyeti, Fethullahçı grup için “Işık Tarikatı” adım kullanmıştı. Dayanak olarak Fethullah Hoca’nın kitaplarında da sık sık ismi geçen “Işık Evleri”, “Işık Ordusu” ve şiirlerinde ışıktan çok söz etmesi gösterilmişti. Bu ifadeye karşı çıkan istihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun çok gizli damgalı ifadesinde şunları söylüyor:

Fethullah Gülen cemaati mensupları toplandıkları eve “Işık Evi” derler. Bu cemaat “devir tarikat devri değildir, hakikat devridir” özdeyişiyle tarikatçılığı reddeder. Dolayısıyla Fethullah Gülen cemaati bir tarikat değildir. Işık Tarikatı diye bir tarikat yoktur. Bir gazete (Türkiye) etrafında toplanan bir gruba Işık Grubu denilmektedir. Işık Tarikatı adı, Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü’müzün acele ile hazırlanmış bu raporunda ilk defa gündeme gelmiştir.

Hazırlanan liste, bir gazete muhabirinin dahi hazırlamayacağı, mesuliyet ihtiva etmeyen bir liste haline gelmiştir. Ankara istihbarat Şube Müdürlüğü’nün il dışındaki personel hakkında istihbarat çalışması yapabilmesi için bakanlık onayı gerekmektedir. Böyle bir onay alınmamıştır.

“Fethullahçı Emniyetçiler” listesinin dördüncü sırasında istihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı, yaptığı açıklamalarla ve son olarak da yazdığı kitapla gündem yaratan Hanefi Avcı’nın adı bulunuyordu. Aynı listenin yedinci sırasında ise Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve 16 ay soma salıverilen Adil Serdar Saçan’ın adı yer alıyordu. Hanefi Avcı’yı elektronik ve bilgisayar konusunda yetişmişliğiyle öven Daire Başkanı Sabri Uzun, Avcı için bir de “Ona sorun” dediği bir uyanda bulunuyor.

İşte o bölüm:

Osman Ak, hem eğitim almak hem de ikna edip, başkanlığa getirebilmek için üç dört kez Hanefi Avcı’nın İstanbul’daki evinde misafir olmuş. 1995 yılı Eylül ayında 9 kişilik bir heyet Uzak Doğu ülkelerine teknolojik gelişmeleri takip etmek için görevli gitmiştir. Bu gezi sırasında Şube Müdürü Ak, Tayvan’da bulunan Zaman Gazetesi muhabirinin adresini aldığını bildirmiş ve buluşmuşlardır. Akın Birdal olayının soruşturması sırasında sanıkların yüzleştirileceği ve yer gösterme yapılacağı haberi sadece Zaman Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Zaman Gazetesi Fethullah Gülen cemaatinin yayın organıdır. Bu gazete mensuplarıyla ilişkide bulunanlar başkası, cemaat üyeleri diye itham edilen ise Hanefi Avcı’dır. Avcı’nın çocuğunun Samanyolu Koleji’nde okuduğunu duydum. Bu kolej yine aynı cemaatin yönetiminde olan bir kurumdur. Çocuğunun bu okula nasıl kaydedildiğini adı geçenin ifadesine başvurmak suretiyle öğrenmekte fayda vardır.

Rapor, gizli buluşmada İstihbarat Dairesi Başkanı’na veriliyor


Emniyette Fethullahçılarla ilgili araştırmanın yapıldığı günlerde istihbarat Daire Başkanı Uzun’a bir telefon geliyor. Arayan kişi Ankara Emniyet’inde görevli. Uzun’a kurum dışında buluşmaları gerektiğini belirtiyor ve bu görüşmeden kimsenin haberinin olmaması gerektiğini söylüyor.

Gizli buluşma sırasında genç, kazağının altında sakladığı bir raporu çıkarıp başkana veriyor. Bu rapor Ankara Emniyeti’nin hazırlamakta olduğu raporun bir örneğidir. Sabri Uzun, bu kişinin ismini vermiyor ama Fethullah Gülen cemaati mensupları olduğu iddia edilenlerin daha çok okul yıllıklarından seçilerek listelendiğini öne sürüyor. Başkan, toplam 129 kişilik listeyi ele geçirince, soluğu Teftiş Kurulu Başkanı Halit Karabulut’un yanında alıyor. Soma durumu Genel Müdür Necati Bilican’a aktarıyor. Birkaç gün soma Ankara Emniyeti, hazırladığı listeyi İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na resmen ulaştırdığında elde edilen listelerle son liste arasında bazı değişiklikler olduğu anlaşılıyor.

Listede yer alan Emniyetçilere haber uçuruluyor. Listede yer alanlar Ankara Emniyeti’ni birkaç cepheden köşeye sıkıştırmaya başlıyor. Kimse “Bu listedeki isimler doğru mu, eğri mi” araştırmasına girmiyor bile. Bu konuda başlatıldığı belirtilen soruşturmanın akıbeti bilinmezken, “tele-kulak” soruşturması jet hızıyla sonuçlandırılıyor.

Ankara Emniyet Müdürü, istihbarat Başkanı’nı suçluyor

Sabri Uzun’un ifadesinden soma, bu üsteyi hazırlayan Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ne diyor? Önce Sabri Uzun’u “Fethullahçı örgütlenmenin avukatlığına soyunmak”la suçluyor. Cevdet Saral sözlerini şöyle sürdürüyor:


“Fethullah Gülen yapılanmasıyla ilgili olarak hazırladığımız raporun İstihbarat Daire Başkanlığı bünyesinde yaratmış olduğu endişe, karşı taraf için acilen bir suç üretme gayretine dönüşmüştür. Bu yönde ilk adım olarak, kamuoyunda ilgi görecek ve takibi sağlanacak, muhataplarım hukuken suçlu olmasalar da, ‘bu kişilerin yanında olunmaz, yaptıkları çalışmalara da itibar edilmez’ kanaatini yaratabilme gayretine girilmiştir. Telefon dinleme izleme veya detay yapma bugünkü istihbarat derlemenin ön koşulu haline gelmiş ve 80 il emniyet müdürlüğü, istihbarat, kaçakçılık dairelerince sürekli yapılan bir teknik çalışma tarzıdır.”

Fethullahçıları devlet eliyle kollamak adına kendilerinin hedef yapıldığım kamuoyuna anlatamadıklarını ifade eden Saral, “Fethullahçılığı devlet için tehdit ve tehlike olarak işaret etmemiz, derhal karşı saldın konseptini gündeme getirmiştir” diyor.

“Fethullahçı Emniyetçiler” üstesiyle ilgili hazırlıkların içinde olan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak’ın sözleri ise şöyle:

“Fethullah Gülen ve yandaşlarına yönelik çalışma sürdüren, ben ve ilgili personelim görevi kötüye kullanmak iddiasına muhatap kalmaktayız. Fethullah Gülen ve yandaşları hakkındaki tüm yazışmalar ve isim listeleri kendilerinde mevcut olduğu halde bilerek ve isteyerek, uzman ve bilirkişi tayininde yanlı davranmışlardır. ‘Adliyede ve mülkiyede örgütlenerek, buradan devlet yönetimini ele geçirme’ gayesini öncelikli hedefi olarak açıklayan Fethullah Gülen ve yandaşlarının Emniyet bilgi işlem ve istihbarat birimlerine sızdığı biline biline uzman ve bilirkişi seçiminde bu birimlerimizdeki personelden yararlanılmıştır. Hakkımızdaki iddiaları ilk ortaya çıkardığı belirtilen Sabri Uzun, Basri Aktepe, Şammaz Demirtaş’ın, Komiser M.A’nun, Fethullah Gülen ve yandaşlarıyla ilgisi olduğu tespitlerimizin arasındadır.”

“Tele-kulak soruşturması”nda “uzman” olarak tutanaklarda imzası bulunan bazı personelin isimlerine “Fethullahçılar listesi”nde rastlanması şaşırtıcı. Listenin 15. sırasında Emniyet Amiri Basri Aktepe’nin, 52. sırasında Komiser M. Fecri Yıldız’ın isimleri bulunuyor.

Bunu Osman Ak şöyle anlatıyor:

“Fethullah Gülen ve yandaşlarıyla ilgili çalışmalarımız, teşkilatımız içine sızan unsurlarca karşı hareket başlatılarak engellenmek istenmiş, Şubat ayının son haftasında telefon detay sorgulamasına ait log dosyalarım maksatlı olarak ele geçirerek, tahrifat ve ifşaatla birlikte komplo teorilerini işleme koymuşlardır. Hakkımızdaki tüm iddiaların temeli, Fethullah Gülen ve yandaşlarının İçişleri Bakanlığı bünyesindeki unsurlarca, organize edilen komploya dayalı faaliyetlerinin sonucudur.”

Hanefi Avcı, bir dönem en yakın arkadaşı Osman Ak’ın hazırladığı “Fethullahçı listesi”ne kendisinin eklemesine öfkelenmişti. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunu olduğu için hukuki olarak haklarını nasıl arayacağını da biliyordu.

Avcı, Cevdet Saral, Osman Ak ve bazı görevliler hakkında açtığı tazminat davasını sonuçta kaybetti. Hanefi Avcı’yı “Fethullahçı Emniyetçiler” listesinin 4. sırasına koyan ve listeyi hazırlayanlar hakkında işlem yapılması için yaptığı başvuru üzerine, bazı görevliler açığa alındı. Ancak, bunlar da mahkeme kararıyla daha soma görevlerine döndü.

O gün o listede yer alanların önemli bir bölümü gündemde. Hanefi Avcı yazdığı kitapla olay yaratırken ve Emniyet’te hemen herkesin konuştuğu konulan gündeme getirirken yeni bir dönemi başlatıyordu. İstihbarat Dairesi’nin önemli bir ismi de şu günlerde benzer bir kitap yazıyor, Fethullahçılar konusunda nasıl yanılgıya düştüğünü, sonradan gerçeği nasıl gördüğünü bu kitapta açıklayacağını kaydediyor.

O listede yer alan isimlerden birisi de Basri Aktepe’ydi. Halen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda önemli görevde bulunan Aktepe, telefon dinlemelerinin gündeme gelmesinden sonra da TBMM’de sıkça anılır oldu.

“Fethullah’a dokunduk ve sürüldük”

Tele-kulakçı diye yargılananlar kendilerim “Fethullah’a dokunduk tele-kulakçı damgasıyla sürüldük” şeklinde savunurlarken, DGM’de Gülen’in yargılanmasında da konuştular, işte DGM’de tanıklık eden Osman Ak’ın Gülen ve cemaat ağıyla ilgili yorumlarından satır başları:


- Genel Müdürlük’ce görevlendirilmiş üç müfettiş makama geldi. Fethullah Gülen grubuna ait bir yapılanmayla ilgili çalışma başlattıklarını, emniyet teşkilatı içerisinde bir takım birimlerce bu soruşturmanın güvenli bir biçimde yürütülemeyeceğini, bu amaçla kendilerine benim yardımcı olmamı istediklerini bildirdiler...
- Yaptığımız ön çalışmada özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi, Fethullah Gülen’i ılımlı İslami görüşe sahip zararsız bir kişi olarak tanıtıyordu. Ancak bizim yaptığımız ön çalışma tam aksine bir kanaat edinmemize yol açtı. Yani belirtilenden bir iki kademe daha şedit durumda bir yapılanma olduğu yolundaydı...
- 18-19 Şubat tarihlerinde konuyu detayıyla belirterek Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na bir yazı yazdık. Yazıda yapılanmanın ülke çapında ve geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gerektiğim vurguladık. Bu yazımız üzerine kıyametler koptu ve gerek ben gerekse ekibim aleyhine yoğun bir iftira ve karalama kampanyası başladı.
- 18 Mart ve 19 Nisan tarihlerinde iki ayrı rapor hazırlayıp gönderdik. 21 Nisan tarihinde ise topladığımız dokümanlar ile birlikte konuyu DGM C. Başsavcılığına ilettik. Bu olaydan üç gün sonra da Fethullah Gülen tedavi olma gerekçesiyle Amerika’ya gitti.
- Bu olayın 1991 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’nce soruşturma kapsamına alındığı, o dönem şartlarında daha dar kapsamlı bir soruşturma yapılarak olayın DGM Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirildiğini öğrendik. Bu raporlara ulaşmakta büyük zorluklar yaşadık. Arşivlerimizde bulamadık. Daha sonra raporlarda ismi geçen bir takım personelin kilit noktalarda hatta istihbarat daire başkanlığında görev yaptıklarını fark ettik. Daha sonra bu birime yazdığımız gizli yazıların ne şekilde sızdırıldığım tahmin ettik... Daha sonra, elde ettiğimiz bir takım değerli belgelerin yok edildiğini tespit ettim.

Resim

- Bu çalışmalarımız engellenmeseydi ve bir takım manipülasyonlar ile karşılaşmasaydık nelerin ortaya çıkacağım biz görmüştük... Çalışmalarımız devam etseydi Fethullah Gülen ile ilgili çok değişik sonuçlara ulaşacağımızı zannediyordum. Yapılanma, Haşan Sabbah’ın “Haşhaşin” adlı örgütlenmesine benzemektedir.
- Dikkatimi çeken bir konu; af yasasının kapsadığı tarihl8 Nisan olarak düşünülmüştü. Ancak daha sonra çok ilginç olarak 23 Nisan’a çekildi. Ben bunu bizim DGM’ye müracaat tarihimiz olan 21 Nisan gözetilerek değiştirildiği düşüncesindeyim. Zira bu şekilde duyumlar geldi. Bunun da sanığın başında bulunduğu grubun siyasiler üzerindeki etkilerini gösterdiği kanaatindeyim.
- Benim kişisel kanaatim bizden sonra bu soruşturmanın gereğince yapılmadığı yönündedir. Hatta soruşturmalarda kullanılan tabir ile soruşturularak örtbas etme yönteminin uygulandığı kanaatindeyim... Hakkında ciddi deliller bulduğumuz meslektaşlarımız şu anda teşkilatın önemli görevlerini üstlenmiş bulunmaktadırlar...
- Bence, bu örgüt silahlıdır. Zira polis içerisindeki yapılanma, polisteki silahlı gücün yapılanma tarafından bizzat kullanılması onun silahlı olduğunu gösterir... Bir kaset çözümünde Fethullah Gülen, Gazi olaylarını bir ay önceden kendisine bir polis istihbarat şefinin haber verdiğini, konuyu dönemin başbakanına (Tansu Çiller) ilettiğini söylemişti. Bu da şahsın polis içerisindeki gücünü göstermek için yeterlidir... Tespitlerime göre bu örgüt bilgisayar virüsüne benzetilebilir. Girdiği yerde her şeyi kısa sürede etkisi altına almaktadır...

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir