Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yargıtay Üyesi Dinlenince, Devlet Mahkûm Oldu

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 17

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yargıtay Üyesi Dinlenince, Devlet Mahkûm Oldu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:01

Yargıtay Üyesi dinlenince, devlet mahkûm oldu

Emniyet Müdürü, istihbaratla ilgili müdür yardımcısı, bazı şube müdürleri ve dinleme görevinde görevli personelin açığa alındığı günlerde ilginç bir tutanak düzenlendi. Bu tutanakta, ekibin ayrılmasından soma, bazı bilgisayar kartuşlarının kaybolduğu öne sürüldü. İşin ilginç yönü kartuşun kaybolması olayı hakkında büroda çalışan personelin hiçbirisinin bilgisinin olmamasıydı. Nasıl olduysa oldu, bir gün soma büro içerisinde bulunan bütün kartuşlar teker teker incelendiğinde, “kayıp” demlen kartuşlar ortaya çıkmıştı. Bunlar, tutanaklarla ortaya konulurken, Osman Ak, bu durumu savunmasında şöyle açıklıyor:

Komiser Yardımcısı Hurşit Uçak, ifadesinde “yedeklemiş olduğu kartuşu bulamayınca gizlice aldığı ikinci kopyayı, yedek dolabına koyarak sanki asıl kartuş bulunmuş gibi düzenlendiğini” söylemekle bu konuda düzenlenen tutanağın gerçek dışı olduğunu açıkça kabul etmektedir. Anlaşılan gözardı etme karşılığı Hurşit Uçak, bize karşı kullanılmaya çalışılmıştır. Aynı müfettişlerin Hurşit Uçak’ın gerçeğe aykırı tutanak düzenlediği yolundaki açık kabul ve ikrarım da gördükten sonra bununla ilgili hiç bir işlem yapmamalarına ayrıca kendileri hakkında soruşturma açılmasını gerektirir bir suçu işlediklerini göstermektedir.

Dinlemeye alınan telefonlar arasında Yargıtay Üyeleri Naci Ünver, Casım Yılmaz, Yusuf Kenan Doğan, Ahmet Köksal’ın da ismi geçiyor. Osman Ak, savunmasında bu kişilerin telefonlarının dinlendiği iddialarım şiddetle reddediyor ve kafaları karıştıran şu açıklamayı yapıyor:

“Yargıtay üyelerimize yönelik bir komplo, haberleri dahi olmadan tarafımızdan bertaraf edilerek, yargının şaibe altında bırakılarak yara alması engellenmiştir. Bu konuda sır mahiyetinde çok gizli bilgilerim mevcuttur. İçişleri Bakanlığı’nca izin verilmesi durumunda açıklayabilirim.”

Ak, Naci Ünver’e ait olduğu söylenen telefon dinleme kasetim de hazırlanan komplonun bir unsuru olarak görüyor ve şu iddialarda bulunuyor:

“Kasetin 11 Haziran tarihinde depoda ele geçirildiği beyan edilmektedir. Ben ve arkadaşlarımın 16 Nisan’da istihbarat hizmetlerinden ilişiğimiz kesildi. 6 Mayıs’ta başka birime atandık. Hurdalık deposunda bulunan ve Naci Ünver’in konuşmalarını içeren kasetin görevden ayrılmamızdan bir ay geçtikten sonra bulunması, aramada bulunan ve aynı zamanda re’sen atanan bilirkişinin Fethullah Gülen yandaşı olduğu yönünde emareler bulunan M.F. Y.’nin olması bir rastlantı değildir. Hakkımızdaki tüm iddiaların temeli Fethullah Gülen ve yandaşlarının içişleri Bakanlığı bünyesindeki unsurlarca organize edilen komploya dayalı faaliyetleridir.”

Yargıtay 8. Ceza Dairesi Onursal Başkanı M. Naci Ünver, telefonunun dinlendiği iddialarından sonra Ankara 10. İdare Mahkemesinde tazminat davası açtı. Bu karan Danıştay da onadı. Ünver, “îlk davayı ben açtım ve İçişleri Bakanlığı’ndan 7,5 milyon lira tazminat aldım” diyor ve bunun ilk örnek olduğunu da ekliyor.

Naci Ünver, telefonun dinlenmesiyle ilgili davanın “ilk” olduğunu ve gerekçesini bu kitap için şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de telefonları dinlendiği için devlete karşı ilk dava açan kişiyim. Bu olaydan sonra Ceza Yasası’nda o tarihte özel düzenleme olmamasına karşın genel ceza hukuku kapsamında böyle bir eylemin suç olduğu konusunda kamuoyunu bilinçlendirmiş oldum. Benim bu davamdan sonra yeni davalar da açılmaya başlandı. Yani yolu ben açtım. însan haklan bağlamında ülke insanlarına bir hizmet vermiş olmanın da mutluluğunu yaşadım.” Aradan yıllar geçti. Naci Ünver, niçin dinlendiği konusunda ise “Bir gazetecinin o zamanın önemli bir devlet büyüğüne götürdüğü öneri üzerine dinlenildiğimi sonradan öğrendim. Bu duruma, devletimiz adına üzüldüm. Devletin illegal işlerle meşgul olmaması gerekir” diyor.

Avcı ve Ak arasındaki çelişki büyüyor

Birbirlerini bile kıskaca alan, adeta nefes alışlarından bile haberdar olan istihbaratçıların, birbirlerinin açığını bulabilmek için yaptıkları çok şaşırtıcıydı.

Bazı gazetecilerin haber kaynaklarının adını vermeseler bile eşkâllerim belli ettikleri ve böylece istihbaratçıların gazetecilerin haber kaynağını öğrendiğine ifadelerle tanık olduk. Dahası cep telefonlarının dinlenilip dinlenilmediği konusunda yine çok ciddi çelişkiler olduğunu öğrendik. Devam edelim.

Emniyet’te “Teknik işler” denilince akla telefonların dinlenmesi, izlenmesi geliyor. Hanefi Avcı ve Osman Ak da teknik işler konusunda dairenin en önemli isimleriydiler. Avcı TBMM Susurluk Komisyonu’nda, Ak ise telefonların dinlenmesiyle ilgili TBMM’de oluşturulan komisyona verdiği bilgilerle olay yaratmıştı. Bu iki istihbaratçının yakın dost oldukları da bilinirdi. Hanefi Avcı’nın Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden İstihbarat Dairesi’ne getirilmesi için Osman Ak, İstihbarat Dairesi Başkanı Halil Tuğ’a dil döküyor, Avcı’nın üstün özelliklerini anlatıyordu.

Ancak, Avcı’nın peşinde başka birisi daha vardı. İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, Avcı’yı İstanbul istihbarat Şube Müdürlüğü’ne getirmek istiyordu. Avcı, İstanbul’a gitmeyi tercih etti.

Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne atanmıştı, istihbarat Şube Müdürü Hanefi Avcı’nın, Telekom’da çalışan bir mühendisin bilgisinden de yararlanıp dinlemeler konusunda önemli çalışmalar yaptığım öğrenmişti. Ancak... Taşanlar, Hanefi Avcı’yla çalışmak istemiyordu, istihbarat Dairesi Başkanı Emin Arslan’la konuşurken, “Hanefi’yi isterseniz istihbarat Dairesi Başkanlığı’na alın. Sizin için faydalı olur” dedi. Aslında Emin Arslan’ın aklından da geçiyor, ancak Taşanlar’a “ayıp olur” diye böyle bir öneride bulunmuyordu. “Tamam” dedi ve Avcı’nın İstanbul’dan Ankara’ya istihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı olarak ataması da gerçekleştirilmiş oldu.

Osman Ak’ın, tayini için onca çaba gösterdiği yakın dostu Hanefi Avcı’yla yollan “tele-kulak” soruşturmasıyla bozuluyor, sonunda mahkemelik bile oluyorlardı. Telefonların dinlenmesi konusunda istihbaratta ifadesi almanlar farklı şeyler anlatıyordu.

istihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un “Daire başkanlığımız imkânlarıyla cep telefonlarını dinleyebilmemiz mümkün değildir” sözleri de Osman Ak tarafından şöyle cevaplandırılıyordu:

İstihbarat dairesi Başkanı Sabri Uzun ifadesinin 24’ncü sayfasında “Daire Başkanlığımız teknik imkânlarıyla cep telefonlarını dinleme imkânımız yoktur” diyerek istihbarat Daire Başkanlığı merkezinde Teknik Şube Müdürlüğü uhdesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü istihbarat Şube Müdürlüğü uhdesinde cep telefonlarının dinlendiğini gizleyerek yalan beyanda bulunmaktadır, ifadelerinde ve imzası bulunan belgelerde Fethullah Gülen ve yandaşlarının savunuculuğunu yapan bir şahsiyetin ifadelerinin objektifliği ve doğruluğunu yüce heyetin takdirlerine sunuyorum.

Dosyalarda sık sık “Telefonların detay sorgusu” ve “Teknik takip” olarak adlandırılan telefon dinleme olayından söz ediliyor. Bu konuyu müfettişler “Teknik olayların piri” olarak nitelendirilen Hanefi Avcı’ya da soruyor. Avcı telefon dinlemesi konusunda şunları anlatıyor:

“Dinlenmek istenen telefon numarasıyla yapılan tüm konuşmaların paralel bağlantı yapılmak suretiyle banda kaydedilmesi ve çözülmesidir. Bu çalışma mekanik veya bilgisayar ortamında olabilir. Ancak bilebildiğim kadarıyla bugünkü dinlemeler mekanik ağırlıktadır.”

Tarihi itiraf

Avcı, telefonların detay sorgulamasına nasıl geçildiğini, bu konuda alınan DGM kararım, daha sonra bu uygulamanın nasıl kaldırıldığı konusundaki tarihi açıklamayı da şöyle yapıyor:


“Telefonların teknik detay sorgulama çalışması 1992 yılında İstanbul’da tarafımdan kısıtlı imkânlarla başlatılmıştır. Bu çalışmanın yapılabilirliği anlaşılınca 1994 yılı sonlarında Ankara DGM’ye başvurularak telefon detay sorgulama işi (Detay bantlarının Telekom’dan alınarak Emniyet’e verilmesi anlamında) ve klasik yöntemlerle dinlenemeyen GSM, mobil telefon, inmarsat telefonları gibi sistemleri dinlemek amacıyla kurulacak altyapı için gerekli tesisatın Emniyet ve Türk Telekom tarafından kurulması için bir ön karar alınmak istendi. DGM yedek hâkimliği iki ayrı karar verdi. Yedek hâkimlik bu kararıyla detay sorgu bantlarının Emniyet’e verilmesine karar verdi. 1995 yılından itibaren detay sorgulama işi başladı. Bu karan birileri basına sızdırdı. ÖDP mahkemeye başvurdu. Kararın Anayasa’ya aykırılığından bahisle iptalini istedi. 1997 yılında 2 No’lu DGM bu karan iptal etti. Mahkeme bu karan hiçbir olaya dayanmadığı, süresiz ve sınırsız olduğu için iptal etti. Bu aşamadan sonra ben istihbarat Dairesi’nden ayrıldım. Bundan sonra ne gibi gelişmeler olduğunu bilmiyorum.”

Telefonların “sorgulanması ve detaylandırılmasının” anlamı, bu telefonla hangi numaralar arandığının ve hangi numaralı telefonların o numarayı aradığının saptanması. Yani bir telefonun tüm görüşmelerini yansıtıyor.

Peki, sorgulanan telefon dinlenmiş anlamına da geliyor mu? Bunun cevabım da yine Hanefi Avcı veriyor:

“ilke olarak sorgulanmış telefon numaralarının dinlenmiş olması da mümkündür. Ancak bu her sorgulanmış numaranın dinlenmiş olduğu anlamına gelmez. 1996 yılından bu yana Ankara ve İstanbul gibi büyük illerde dinlenen telefonların numaralan, nereleri aradıkları, ne zaman dinlemeye alınıp, ne zaman dinlemeden vazgeçildiğine ilişkin bilgilerin tutulduğu LMS bilgisayarı dediğimiz ayrı bir bilgisayarda bulunur.”

Hanefi Avcı-Osman Ak hesaplaşmaları mahkemelere taşınırken Osman Ak ilginç bir iddia ortaya atıyor “1997 yılında Hanefi Avcı’nın da içerisinde bulunduğu bir oluşumca devletin örtülü ödeneğinden yapılan yolsuzluğu, yürüttüğüm görev gereği tarafımdan tespit edilerek zamanın istihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun’a bir dosya halinde sundum.”

Ak da sorgulanmış

Avcı ise Osman Ak’ın ihtiraslı olduğunu, kendisi hakkında menfi çalışmalar yaptığını, bu kişinin komplolarına karşı dilekçe verdiğini belirtiyor: “Osman Ak’ın Sevgi Hastanesi sahibi Orhan Özcanlı kanalıyla zamanın içişleri Bakam Meral Akşener’e ulaşarak daire içerisindeki amir ve müdürlerin tayinleri konusunda hileli anlatımları tespit edildi. Benim Susurluk Komisyonu’ndaki açıklamalarımı ANAP’la anlaşma sonucu yaptığımı öne sürdü. Bülent Orakoğlu başkanımız da Orhan Özcanlı’yla samimiydi. Orakoğlu’nun Özcanlı’yla yaptığı konuşmalar sonucu Osman Ak’ın görüşmeler yaptığım öğrendik. Daireye ait santralin ve daire cep telefonlarının detayım incelediğimde Orhan Özcanlı ile Osman Ak’ın telefonla konuştuklarını tespit ettim.”

işte, Hanefi Avcı’nın bu iddiasına Osman Ak’ın itirazı var. Kitabı hazırlarken kendisiyle bu konuyu konuştuğumda şunları söyledi: “Bu iddiaları ilk kez duyuyorum. Bu iddialar, tamamen gerçek dışıdır. Bir suçun örtbas edilmesi için söylenmiştir. O suçun mahiyetini zamanı gelince açıklayacağım. Eğer ben bu ekiple birlikteysem, onlar göreve gelir gelmez beni niçin Artvin’e sürdüler? Sürülmem bile benim onlarla birlikte olmadığımı ortaya koyar.”

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir