Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yargıda da Ağa Çarpılanlar, Telefonları Dinlenenler Oluyordu

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 18

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yargıda da Ağa Çarpılanlar, Telefonları Dinlenenler Oluyordu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:02

Yargı’da da ağa çarpılanlar, telefonları dinlenenler oluyordu

Fethullah’a dokunduğu için başı belaya giren yalnızca polisler mi sanıyorsunuz. Bir başka örnek de yargıdan verelim.

Bir “kaset” komplosuyla DGM’den uzaklaştırılan Nuh Mete Yüksel ile gittiği bir yemekte polislerle kavga eden ve bu nedenle açılan soruşturma gereğince “sürgün” yiyen Hâkim Hicabi Durmuş’un başına gelenlerin “tesadüf’ olduğuna inanmak zor.

Her iki yargıcın, RP’li Adalet Bakam Şevket Kazan döneminin “kara listesinde” olması, makam odalarının Atatürk resimleriyle dolu olması, en önemlisi irtica davalarıyla ve Fethullah Gülen aleyhinde kararlarıyla ortak yönler taşıması bu çevrelerce “tuhaf’ bulunuyor.

Savcı Nuh Mete Yüksel, cesaretle giriştiği soruşturmalar ve aydınlattığı Hizbullah operasyonuyla adım neredeyse tüm dünyaya duyurmuştu. Yüksel’in irticaya yönelik soruşturmaları, özellikle 1997 yılında Refah Partisi’nin iktidarı döneminde çok rahatsızlık yarattı. Bakanlık, bu ünlü savcı hakkında birbiri ardına soruşturma açtı. Yüksel’in TBMM’ye başında türbanla girerek olay yaratan İstanbul milletvekili Merve Safa Kavakçı’nın evine gözaltı için gitmesi ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i gözaltına alması, belli bir kesim tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Sincan’da tankların yürümesine neden olan ve kamuoyunda “Balans ayan” olarak bilinen ünlü 28 Şubat’a kadar uzanan başlangıç kabul edilen “Kudüs Gecesi” davasını da açan Yüksel, Nur Cemaati Lideri Fethullah Gülen hakkında üç yıl süren bilgi ve belge toplamanın ardından, “Laik devlet düzenini değiştirerek, yerine Şeriat esaslarına dayalı din devleti kurmak amacıyla örgüt kurmak” suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı.

İşte bu davanın sonuna yaklaşılıyor, savcı mütalaasını hazırlıyordu. Yürüttüğü soruşturmalar nedeniyle belki de Türkiye’nin en fazla ölüm tehdidi ve şantaj telefonları alan savcısına “Demir Savcı” da deniliyordu, işte, o günlerde, önceki sayfalarda anlattığımız gibi, Yüksel’in bir kadınla birlikte olduğu üeri sürülen kasetler ortaya çıktı. Yüksel’in “komplo” olduğunu ileri sürdüğü, meslektaşlarının “özel ilişkisini, görevinde kötüye kullanmıyorsa, bakanlık dahil, kimseyi ilgilendirmez” dediği olay, Yüksel’in DGM’den Ankara Adliyesi’ne gönderilmesiyle sonuçlandı. Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nın “montaj” dediği kaset, Adalet Bakanlığı’nca “suç” sayıldı ve Yüksel meslektaşlarının deyimiyle “pasifize” edildi.

Ankara 12. Asliye Ceza Hâkimi Hicabi Durmuş’un başına gelenler de yine Fethullahçı yapılanmanın başarısı olarak değerlendirildi.

Fethullah Gülen’in avukatları, 3 Mart 2000’de Hicabi Durmuş’un başında olduğu 13. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, TRT-1 televizyonunda yayınlanan “Politikanın Nabzı” programında, Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın, “ileriye baktığımızda büyük bir tehlike olarak da ben Fethullah Gülen’i görüyorum” dediğini belirttiler, bu nedenle “cevap ve düzeltme” talebinde bulundular.

Hâkim Durmuş 8 Mart2000 tarihinde verdiği kararda, emekli paşa Erkaya’nın, iddia edildiği gibi Gülen’in kişilik haklarına hakaret etmediğini, bir birey olarak kişisel düşüncesini açıkladığını belirterek talebi reddetti. Durmuş da tıpkı DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel gibi, başına gelen bir olayla “soruşturmalık” oldu ve Ankara Adliyesi’nden ayrıldı.

Beraat kararını temyiz eden savcının başına gelenler

Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci, kapatılan DGM’lerin yerini alan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı olarak Ankara Adliyesi’nde görev yapıyordu. Nuh Mete Yüksel’in görevinden alınmasından sonra Fethullah Gülen hakkında mütalaa hazırlama görevi Salim Demirci’ye kalmıştı.

26 Nisan 2006 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda Başkan Orhan Karadeniz, üyeler Ramazan Aksan ve Kadir Kayan yerlerini alırken, Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci de mütalaasını okumak için hazırdı.

Başkanın duruşmayı açmasından sonra söz aldı. Esas hakkındaki mütealasını okumaya başladı. Savcının sözleri mahkeme tutanağına şöyle geçti:


Dava dosyamıza konu olan Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde belirtilen olay ve eylemler, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün yazılan, dava dosyasındaki tüm deliller ve Yargıtay içtihattan karşısında sanık müdafilerinin yasada yapılan değişiklikle müvekkili sanık Fethullah Gülen’in fiilinin suç olmaktan çıktığından bahisle müsnet suçtan beraatine karar verilmesi yönündeki talebinin “reddine” karar verilmesi kamu adına mütalaa ve talep olunur.

Mahkeme Başkanı, Fethullah Gülen’in avukatlarına da söz verdi. Avukat Abdulkadir Aksoy, hazırladığı yazılı savunmayı okudu, “Yasada yapılan son değişiklikle müvekkiline isnat olunan eylemler suç olmaktan çıkanlmıştır. Bu durumda suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Suçsuzdur, beraatine karar verilsin” dedi. Diğer avukat Orhan Erdemli de, meslektaşının savunmasına katıldığım ve Gülen hakkında beraat karan verilmesi gerektiğini kaydetti.

Yargılama 5 Mayıs 2006 tarihine bırakıldı. Karar duruşmasında da Fethullah Gülen hakkında “beraat” karan verildi. Ancak, Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci, Gülen hakkında verilen beraat kararını 23 Haziran 2006 tarihinde temyiz etti. Yargıtay’a gönderilmek üzere 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu yazıda temyiz gerekçelerini de şöyle açıkladı:

Yasada yapılan değişiklikler karşısında sanık Fethullah Gülen’e isnat edilen eylemin suç olmaktan çıktığından bahisle “beraatine” karar verilmesi yönündeki taleplerinin “reddine” karar verilmesi gerekirken, sanık Fethullah Gülen’in “beraatine” karar verilmiştir.

Sanık avukatları tarafından mahkemeye sunulan dilekçede, Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değişiklikle eylemin suç olmaktan çıktığı ileri sürülmüş ise de Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlan karşısında cebir ve şiddet unsurunun suça konu oluşumun faaliyetleri dışında Anayasa’da belirtilen Türkiye Cumhuriyetinin laik düzeninin cebir ve şiddet kullanmaksızın değiştirilemeyeceğinden hareketle nihai amacım da kapsadığı da göz önüne alınarak talebin reddine karar verilmesi gerekirken, sanığın beraatine karar verilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nce sanık müdafilerinin talebi üzerine verilen ve sanık müdafilerince “aslı gibidir” şerhi verilen 3 Mart 2006 tarihli yazının da esas alınarak hüküm kurulmasının ve Emniyet Genel Müdürlüğünce öncesinde verilen değerlendirme yazdan ile aralarındaki çelişki giderilmeksizin ve bu konuda görüş sorulmaksızın hüküm kurulmuştur.

Usul ve yasaya aykırı olduğu kanaatine varıldığından Fethullah Gülen hakkında verilen beraat karanının bozulmasına karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

Savcıya “gizli-kişiye özel” damgalı bir zarf geldi

“Beraat kararının bozulması” yönünde görüş belirten Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci bundan sonra “hedef isimlerden” birisi haline geldi. Cemaate yakınlığıyla bilinen internet sitesinde, Salim Demirci’ye ait olduğu belirtilen bir ses kaydı yayınlandı. Demirci, Başbakan Erdoğan’ı ve bazı üst düzey yetkilileri eleştiriyordu.

Ankara Adliyesi böyle olaylara daha önce sahne olmamıştı. Hâkimler, savcılar internete düşen ses kaydını dinliyor, Salim Demirci’ye ait olduğu söylenen kayıtlar konusunda ne diyeceklerini bilemiyorlardı. “Ortam dinlemesi” gerçekleştirilmişti. Yasadışı bir biçimde elde edilen ve Demirci’ye ait olduğu öne sürülen ses kaydı, dava konusu da oldu. Adalet Bakanlığı’nın izniyle, Sincan Başsavcılığı bir ilke imza atarak, yasadışı elde edilip edilmediği araştırmaya bile gerek görmeksizin, Savcı Demirci hakkında 6 yıldan 13 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Bazı devlet büyüklerine hakaret ettiği iddiasıyla Demirci şimdi Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde yargılanıyor.

Salim Demirci, yeni görev dağılımı kapsamında Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na verilmişti. Nuh Mete Yüksel gibi aynı davanın Cumhuriyet Savcısı Demirci’nin de yeri değiştirilmişti.

Bitmedi. Salim Demirci’ye “gizli-kişiye özel” kayıtlı bir zarf geldi. Zarfı açtı. Yazı kendisiyle ilgiliydi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısında, Demirci’ye mahkeme kararıyla telefonlarının üç ay süreyle dinlendiği, ancak herhangi bir suç unsuru bulunamadığı belirtiliyordu.

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 137. maddesi uyarınca, telefonları dinlenen ancak suç unsuru olmayanlara “dinlenmediğinin bildirilmesi” hükmü uyarınca tebligat yapılmıştı. Telefonları dinlenen kişilere, böyle bir tebligat yapılmadığı için ilgili makamlar eleştiriliyordu. Böyle yazıların alınması ise kişileri adeta şoke ediyor, “benim neyim var ki beni dinlediler” diye öfkelendiriyordu.

Ortam dinlemesi paylaşım sitelerine düşen Demirci, telefonlarının dinlendiğini de kendisine yapılan tebligatla öğrenmiş oldu. Daha sonra telefon dinlemeleriyle ilgili şunları öğrenecekti: Salim Demirci’nin kullandığı 505-36755... ile 41624... numaralı telefonları, Adalet Bakanlığı Başmüfettişleri İbrahim Kır ve Sefer İlker Alp’in yürüttüğü bir soruşturma kapsamında dinlenmişti. “Ergenekon” isimli bir terör örgütünün “yargıya sızma” konusunda yoğun gayretleri Adalet Bakanlığı Müfettişlerinin telefonların dinlenmesi için başvurularında gerekçe olmuştu. Aynı soruşturma kapsamında Başmüfettiş Mehmet An, yalnız telefonların dinlenmesiyle yetinilmeyip Cengiz Aydemir, Kürşat Hamurcu, Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Engin Çakmak ve Murat

Yiğit’in dört hafta süreyle kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve işyerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses veya görüntü kaydı alınmasına da karar verilmesini istiyordu.

Resim
Mahkeme, Fethullah Gülen hakkında beraat kararı verince, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci karara itiraz etti, işte bundan sonra ortam dinlemesi internete düştü, telefonları mahkeme kararıyla dinlendi.

Savcı, dinleme aracının kapısını açtı

Salim Demirci’ye “telefonlarınız dinlendi” yazısının henüz gönderilmediği günlerdi. Ankara Adliyesi’nde görevli hâkim ve savcılar arasında, dinlendikleri yolunda söylenti giderek yayılıyordu. Hem de dinleyen araç sürekli adliye bahçesinde duruyordu.

Camlan filmle kaplı olan minibüsün içinde “seyyar dinleme aracı” bulunduğunu artık herkes biliyordu. O minibüsü orada gören hâkim ve savcılar bu durumdan rahatsız oluyor, durumu Başsavcı Hüseyin Boyrazoğlu’na da aktarıyorlardı.

Konuşmalarında zaten dikkatli olan hâkim ve savcılar yemekhanede futbol ağırlıklı konuşmalarını artırmışlardı. Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar birbirlerine espriler yapıyor, o haftanın maçlarını yorumluyorlardı..

Pazar günü olmasına rağmen Ankara Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan, yürüttüğü bir soruşturma için adliyeye geliyordu. Kapının önünde yine o minibüs bulunuyordu. Dinleme aracı olduğundan şüphe etmediği minibüsün yanma otomobilini park etti. Minibüsün şoförü aracın dışındaydı, arka kapı aralık duruyordu.

Savcı aralık duran kapıdan bakıp içerde ne olduğunu görmeye çalıştı. Garip bir durum yoktu. Biraz daha araladı. İçinde dinleme aygıtları da olduğu konusunda hâkim ve savcıların hemfikir olduğu aracı kapısını aralarken dinleme aygıtlarını görecekti. Ancak, herhangi bir cihaz göremedi. Minibüs şoförü, Cumhuriyet Savcısı olduğunu bilmediği kişinin kapıyı araladığını fark etmişti. “Hayırdır, hemşerim ne arıyorsun?” dediğinde Cumhuriyet Savcısı gülerek “Artık camlan film kaplı her araçta dinleme aygıtı olduğu söyleniyor. Ben de merak ettim bu alet nasıl diye?” dedi.

Minibüsün şoförü güldü. “Valla herkes öyle sanıyor. Böyle bilmeleri işimize geliyor. Dinlememiz yok ama yaptığımız iş yakalamak” dedi.

Savcı, o gün bu minibüsün Emniyet’in “İnfaz Bürosu”na ait olduğunu öğrendi. Durumu Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu’na anlattı. Başsavcı da araştırdı ve Emniyet’ten İnfaz Bürosu’nun böyle bir aracı olup olmadığını sordu.

Rahatlamışlardı. O minibüs savcı ve hâkimler arasında hep espri konusu oluyordu olmasına ama telefonlar da dinlenmeye devam ediyordu. Üstelik dinlenenler arasında Başsavcı Hüseyin Boyrazoğlu da bulunuyordu...

Resim
Adalet Bakanlığı müfettişlerinin talebi üzerine mahkemelerden hâkim ve cumhuriyet savcıları hakkında dinleme kararı alınıyordu.

“Dinlendiniz” yazısı alan hâkim ve cumhuriyet savcıları

Kimler dinlenmiyordu ki... İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin dinleniyordu. Tam 39 yıldır yargının içinde bulunan, çok önemli soruşturmaları yürüten, DGM Cumhuriyet Başsavcılığı yapan, DGM’lerin kapatılmasından soma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atanan Engin dinlendiğini öğrendiğinde adeta yıkılmıştı. Kendisine “üzgün müsünüz?” diye sorduğumda “Çok üzgünüm, üzüntümü anlatacak söz bulamıyorum” diyordu.

“Dinlendiniz” yazısı gelmesi Hüseyin Boyrazoğlu’nu da şoke etmişti. Adalet Bakanlığı Başmüfettişi Mehmet Arı’nın, telefonlarının dinlenmesini istediği Cumhuriyet Savcısı ve hâkimlerle ilgili Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazdığı yazıda telefonları dinlenecek olanların hâkim ya da savcı olduğu belirtilmiyordu. Örneğin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu için “Hüseyin Boyrazoğlu isimli şahıs için” yazılıp dinlenmesi istenen telefon numaralan belirtiliyordu.

Yıllarım yargıya veren bu kişilerin telefonları neden dinlemeye alınmıştı? Bu durum başmüfettişin yazısında “Ergenekon Terör Örgütü’nün birçok kurumun yanı sıra ‘yargıya sızma’ konusunda yoğun gayret gösterdiğinin anlaşılması, bu konuda sızma taktikleri geliştirilmesi hususunun örgütsel temel belgelerde yer alması” olarak belirtiliyordu.

İşte dinlenen başsavcılardan birisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Üyesi Ali Suat Ertosun’a dert yanıyor, “çok ağrıma gitti, çok” deyip hüngür hüngür ağlıyordu. İçerdeki ağlama sesini duyan sekreter odaya girdi. Sessizce çıktı. İçerden kolonya getirip başsavcıyı sakinleştirmek için ellerine döktü. Hizmetli ise elindeki bir bardak suyu ikram etmek için başsavcının sakinleşmesini bekliyordu.

Telefonlarının dinlendiğini kimisi basından, kimisi kendisine gönderilen “telefonlarınız dinlendi” yazısından öğrendi. İşte telefonları dinlenen, bununla yetinilmeyip 24 saat takip altında tutulan hâkim ve savcıların bazıları:

Ankara-Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Bakırköy Savcısı Ali Çakır, Aydın Çayan, Cengiz Koksal, Ercan Yalçınkaya, Esat Toklu, Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Kızılarslan, Hayrettin Türe, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı (Daha sonra Yargıtay Üyeliğine seçildi) Hüseyin Boyrazoğlu, Hüseyin Özbakır, İlhan Kara, Şişli Başsavcı Vekili Mecit Ceylan, Metin Yandırmaz, Mustafa Doğru, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı (YAR- SAV eski Başkanı) Ömer Faruk Eminağaoğlu, Ankara Cumhuriyet Savcısı Özgür Kamışlık, Ankara Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci, Cengiz Aydemir, Kürşat Hamurcu, Danıştay eski Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Engin Çakmak, İstanbul Savcısı Murat Yiğit, Osman Uludüz, Ankara 26. Asliye Ceza Hâkimi Mahmut Kaya, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadir Ünal, Yalova Başsavcısı Hamdi Ünal Karabeyoğlu, Eskişehir Vergi Mahkemesi Üyesi Yılmaz Güven.

Resim
Bazı mahkemelerden, hiç isim belirtilmeden, yalnızca numaralar yazılarak telefonlarının dinlenmesi için mahkeme kararı da alınıyordu.
İşte bu belgedeki numaraların bazıları Ağır Ceza Mahkemeleri Başkanları, Başsavcılarına ait.

Telefon numaralan üzerinden dinleme kararı

Hâkim ve cumhuriyet savcıları hakkında mahkemelerden “dinleme” ve “izleme” talepleri bazen isimleri belirtilerek alınırken, ilginç olaylar da yaşanıyordu. İzmir’de bir hâkim, sadece telefon numaralan yazılı olan liste için “dinleme karan” verirken, o dinlenen telefonlar arasında kendisinin telefon numarasının bulunduğundan habersizdi... Ya da hâkim, durumun farkına vardı, ancak dinleneceğini bildiği için o günden itibaren telefon konuşmalarına daha bir özen gösterdi, dikkatli konuştu.

İşte, hiç isim belirtilmeden telefon numaralan için dinleme karan alınırken, ilginç yöntemlere de başvuruluyordu. Emniyet eski Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, “Yalnız telefon numaralarıyla değil, telefonun IMEI numarası yazılarak da dinleme kararlan alınıyor” diyor ve bunun farklı amaçlarla kullanıldığına dikkat çekiyor.

Adalet Bakanlığı müfettişleri mahkemeye numaralarım bildirdikleri telefonlar için “iletişim tespit karan” isteğinde bulunuyor ve isimleri olmadan hâkim, savcı ve avukatlar aylarca dinleniyordu.

O listeye ulaşıp o numaralardan bazılarına telefon ettim. Kendimi tanıtıp telefon numarasının kime ait olduğunu öğrendiğimde, yılların hâkimi üzüntüden konuşamıyordu.

Savcı ve hâkimler aylarca dinlendiler. “Ergenekon” isimli terör örgütüyle bağlantıları araştırıldı. Bu araştırmanın yapılması için mahkemeden dinleme karan alan Adalet Bakanlığı müfettişleri, hâkim ve savcıları üzmekten başka bir sonuç elde edememiş, dinleme taleplerinde bulunmaları da yargıya taşınmıştı...

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir