Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hanefi Avcı Hakkında Bilgi İstenince, APK Başkanı İsyan Etti

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 20

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Hanefi Avcı Hakkında Bilgi İstenince, APK Başkanı İsyan Etti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:06

Hanefî Avcı hakkında bilgi istenince, APK Başkanı isyan etti

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Kalem Müdürü Ahmet Nihat Dündar, genel müdür “Ben erken çıkıyorum. Sen de çıkabilirsin” dediğinde hayli şaşırmıştı. İhtilal gecesi göreve ilk çağrılan da o olmuştu. Emniyetin okuyan, yazan takımından olduğu için ona amirleri “kitaplı müdür” de derdi.

Yıllar sonra Polis Müfettişi olduğu zaman Emniyet’te “Fethullahçı yapılanma”yla ilgili ilk soruşturmanın kendisine verileceği belki aklından bile geçmemişti. Böyle bir soruşturmayı yürüttüğü için tehditlere, iftiralara maruz kalmıştı. “Gizli”, “Kişiye Özel” damgalı zarfı açtı. 13 Kasım 2001 tarihli yazının altında Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal’ın imzası bulunuyordu.

Genel müdürün yazışırım ilk paragrafında “Zaman zaman gündeme gelen ‘Fethullah Gülen yanlısı grupların Teşkilat içerisinde kadrolaşma faaliyetlerinde bulundukları’ şeklindeki iddialar, kamuoyunda ve Teşkilatımızda haksız ve yanlış kanaatlere yol açtığı gibi Teşkilatımız çalışmalarım da olumsuz etkilemektedir” deniliyordu.

Genel müdür, daha önce yapılan adli ve idari soruşturmaları hatırlatıyor ve “Ancak; yapılan soruşturmalar neticesinde iddiaları teyit edici somut bir gelişme kaydedilmemiş, olaylardan günümüze kadar geçen süre içerisinde de ismi geçen personelin durumları hakkında kesin sonuçlara ulaşılabilmesi mümkün olmamıştır” diyordu.

Kemal Önal, yazısında Emniyet içinde yaşanan ayak oyunlarına da dikkat çekiyor ve yazışım şöyle sürdürüyordu:

Fethullahçılık iddiaları ile gündeme gelen ve herhangi bir tarikat, cemaat ya da grupla ilişkisi bulunmayan bazı personelin zamanla teşkilatımıza küskün hale geldiği, dolayısıyla Teşkilatımız içerisinde bir hizipleşmenin yaşandığı ve personelin birbirlerini ‘Fethullahçı’ nitelendirmesi yapmak suretiyle karşılıklı mağdur etme ve karalama faaliyeti içinde oldukları değerlendirilmektedir.

Bu nedenle, halen kadronuzda görevli aşağıdaki personelin genel durumlarının kesin sonuca kavuşturulması amacıyla; anılan grup ile irtibatlarının olup olmadığı hakkında, gizlilik prensiplerine tam riayet edilmek suretiyle yaptırılacak tahkikat sonucu derlenecek bilgi ve değerlendirmelerinize ihtiyaç duyulmuştur. Gereğini rica ederim.

APK Başkanı Nihat Dündar, yazıyı okuduktan sonra kendisine yöneltilen sorulara nasıl cevap vereceğini düşündü. Cevap vereceği kişi Emniyet Genel Müdürü olduğuna göre daha dikkatli, ama bir o kadar da gerçekçi olmalıydı.

Emniyet’teki Fethullahçı yapılanmaya ilişkin 1992’de hazırladığı raporu hatırladı, içinden “İşte ben o zaman işlerin bu noktaya geleceğini biliyordum” diye geçirdi. Bunu hatırlatmanın şimdi tam sırasıydı. Hakkında bilgi istenilen kişiler ise daha önce Personelden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevinde bulunan Muharrem Tozçöken, istihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı, Organizasyon ve Metot Şube Müdürü 4. Sınıf Emniyet Müdürü Hakan Özdöl, Yayın ve Kütüphane Şubesi’nde görevli Emniyet Amiri Mustafa Özgüler’di.

Yıl 1992... Yıl 2001... O yazdığı raporun üzerinden tam dokuz yıl geçmişti. Müfettişlik günleri geride kalmış, Araştırma Planlama ve Koordinasyon (APK) Başkanlığı’na atanmıştı. O başkanlığı biraz etkin hale getirmek için de çırpınıyordu. Emniyet müdürlerinin kızakta tutulduğu yer olduğu için APK’ya “büyük filler mezarlığı” da deniliyordu.

Dündar, hiç zaman kaybetmedi. Adı geçenlerin dosyalarım istedi ve ardından “Gizli” ve “Kişiye Özel” damgalı şu yazıyı yazdı:

Genel Müdürlüğümüz istihbarat Dairesi Başkanlığı’nın her türlü teknik ve takip imkânı bulunmaktadır. Bu iddialarla ilgili olarak çok ciddi takip ve tarassut imkânları bugüne kadar kullanılarak kanuni gereği yapılmış olsaydı görevliler ya aklanır ya da müeyyidelerle cezalandırılmış olurlardı. Kanaatimce bu iddiaları yıllar sonra Dairelere yazmak ve teknik takip gibi delillendirme imkânına sahip olmayan Dairelerden sonuç beklemek, hiçbir sonucun alınmamasına, suçlu olanın aklanmasına, suçsuz olanın zan altında kalmasına yol açabilecektir. Oysa, bu uygulama yerine Hukuk kuralları içinde kalınarak Devletin bütün imkânları kullanılmalı olumlu ya da olumsuz sonuç alınarak konu açıklığa kavuşturulmalıdır.

Resim
Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal, aralarında Hanefi Avcı’nın da bulunduğu bazı görevliler hakkında Fethullahçılarla bağlantıları olup olmadığını gizli yazıyla daire başkanına soruyor, ancak Fethullahçı yapılanmaya ihtimal vermiyordu.

Nihat Dündar, geçmişte yaşadıklarını hatırladı. Yazısında bunu da şöyle anlattı:

1989’da başladığımız Emniyet’te Fethullahçı yapılanma konusunda İzzet Sezgin Şenel’le birlikte yaptığımız çalışmada çok açık ve net tanık ifadelerine dayanılarak pek çok mensubumuzun, yargılanması ve meslekten ihracı istenmiş ancak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 163. maddesi yürürlükten kaldırıldığı için hukuken takipsizlik

karan verilmiştir. Dosya yıllarca nerelerde kalmıştır, bililerinin himayesiyle mi işlem yapılmamıştır, TCK 163. maddenin yürürlükten kaldırılmasından sonra mı dosya ortaya çıkarılmıştır? Kanaatimce söz konusu uygulamalarla ilgili olarak araştırma konusu yapılması gereken pek çok husus bulunmaktadır.

Yapacağı bir şey yoktu. 1992 yılında yazdığı raporu ve onun sonucunu anımsadığında öfkelendi. “Ben yapacağım yaptım, yazacağımı yazdım. O zaman niçin gereğini yapmadınız. Benden daha ne istiyorsunuz?” diye geçirdi içinden.

Kendisinden, isimleri bildirilen görevlilerin dairede Fethullahçı yapılanma içinde olup olmadığı soruluyordu. Hanefi Avcı’nın da, Muharrem Tozçöken’in de ne yaptığını bilmiyordu. Hakan Özdöl ve Mustafa Özgüner dairede görevli oldukları için onların çalışmalarım biliyor ve bir şikâyeti de bulunmuyordu. APK kızak yeriydi, resmi bir görev verilmeyenlerin daireye uğradığı da yoktu. Kendisinden cevap istenmesine bir türlü anlam veremiyordu.

“Alın size cevap” deyip yazmaya devam etti:

- Hanefi Avcı: 10 Ağustos 2001 tarihinde 1. Sınıf Emniyet Müdürü APK uzmanı olarak atanmış, 27 Ağustos 2001 tarihinde Başkanlığımıza başlamıştır. Ancak, 5 Aralık 2001 tarihinde yargı kararıyla ve bakan kararıyla Ana Komuta Kontrol Daire Başkanlığı’na tenzili rütbe ile ataması yapılmış olduğundan 7 Aralık 2001 tarihinde Başkanlığımızdan ilişiği kesilmiştir.

Genel Müdürlük makamına doğrudan bağlı olarak görev yapan 1. Sınıf Emniyet Müdürü APK Uzmanlarının yürürlükte olan yönetmelik gereğince yalnızca özlük işleri başkanlığımızca yürütülmektedir. Görev yaptığı sürece adı geçen personelin nerede olduğu, ne yaptığı, kimlerle ilişki kurduğu Dairemizce bilinmemektedir.

Nihat Dündar, genel müdüre hitaben yazdığı yazıda “Her türlü imkânı olan daireye bu kişinin ilişkilerinin araştırılmasını yaptırmıyor, hiçbir imkânı olmayan daireden bilgi istiyorsunuz. Sizin amacınız herhangi bir şey yapmak değil, olayları kapatmak” demeye getiriyordu. Bunun için de önceki soruşturmada yaşadıklarını hatırlatıyordu.

Emniyet’in “kitaplı” ve doğrulan yazan müdürü, emekliye ayrıldıktan soma Emekli Emniyet Müdürleri Demeği’nin Genel Sekreterliğini yürütmeye başladı. Boş durmuyor, Çağın Polisi dergisinde mesleki sorunlarım yazmaya devam ediyor...

“Gelinen nokta, o rapora dudak bükenlerin eseridir”

Peki o tarihte haklarında bilgi istenen Emniyet mensupları ne oldu? Yazalım:


Muharrem Tozçöken, AKP’den Eskişehir Milletvekili seçildi.

Mustafa Özgüner ABD’de doktora yaptı, dönüşünde Erzurum Polis Okulu Müdür Yardımcılığı’na atandı.

Emniyet Müdürü Hakan Özdöl, Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk işleri Başkanı oldu.

Hanefi Avcı ise AKP hükümetinin kurulmasından sonra Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı’na atandı. Avcı daha sonra Edime ve Eskişehir Emniyet Müdürlükleri görevinde bulundu. Kitap yazdıktan sonra kendi isteğiyle merkeze çekildi.

Emekli Emniyet Müdürü Nihat Dündar’a, Hanefi Avcı’nın kitabındaki iddiaları anımsatıyorum. Şunları söylüyor:

“Türkiye’de ilk kez 1989 yılında Polis Başmüfettişi merhum izzet Sezgin Şenel’le birlikte yürüttüğümüz ‘Polis Koleji, Polis Akademisi ve Emniyet Teşkilatındaki Fethullahçı örgütlenme iddialarıyla ilgili soruşturma’ sebebiyle yabancı olmadığımız ‘sınıf, okul, meslek imamları’ ve benzeri örgütlenme iddialarının yaklaşık 20 yıl sonra bu kitapta ortaya konulan boyutuyla ulaştığı nokta, sanırım

o gün ve sonrasında bu iddialara küçümseyerek, dudak bükerek bakan, destek veren ve tedbir almayan yönetici ve çalışanların ortak eseridir. Değişme ve gelişmenin motoru mahiyetindeki farklı düşünceye sahip emniyet mensuplarının artık emniyet teşkilatında neslinin tükendiği, yalnızca farklı cemaat mensuplarının kendi arasında çatıştığı bir teşkilat haline getirildiği iddiaları, bizim için derin bir üzüntü konusudur.

Biz de bu iddiaların, vicdan sahibi, kendisine saygısı olan görevlilerce önyargısız bir şekilde incelenmesini, gerçeğin üstünün örtülmeden ortaya çıkarılmasını, varsa kusurlu olanların belirlenerek cezalandırılmalarım istiyoruz, istiyoruz ki bu sis emniyet, yargı ve ordunun üzerinden kalksın. Bekleyip göreceğiz.”

Aslında Fethullahçılar dosyası ilginçliklerle doluydu. Bu konuda adliyelerde önemli dosyalar bulunuyordu. Elazığ’ın Sivrice ilçesinde cami önünde bulunan defterle ilgili olanı da bunlardan biriydi.

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir