Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

"Abdi’nin Oğlu Hırsız Bir Polis Olmuş Dedirtme"

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 26

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

"Abdi’nin Oğlu Hırsız Bir Polis Olmuş Dedirtme"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:16

“Abdi’nin oğlu hırsız bir polis olmuş dedirtme”

Bursa’nın İznik ilçesine bağlı Derbent köyünde çiftçilikle uğraşan Abdi Arslan, oğlunun polis kolejini kazandığını öğrendiğinde “Benim oğlum polis olacak, benim oğlum tabancasını beline takıp hak-hukuk için mücadele edecek” diye seviniyordu. Küçük Emin, yakın akrabasıyla birlikte Ankara’ya giderken, babası ona şu öğütte bulunuyordu:


“Oğlum polisliği seçtin, işin zor. Belki dövüleceksin, belki döveceksin, belki vuracaksın, belki vurulacaksın. Hepsi kabulüm. Ama bana Abdi’nin oğlu hırsız bir polis olmuş, hakkı hukuku şaşırmış’ dedirtme. O zaman hakkımı helal etmem.”

Babasının sözleri hiç aklından çıkmadı. “Allah insanın aklım alıp böyle bir şeye müsaade edeceğine canım alsın” temennisini de her kurs ve toplantıda tekrarlıyordu. Abdi’nin oğlu komiser muavini olarak yıldızım takıp köyüne gittiğinde babasının göğsü kabarmış, “Benim Emin’im, Emniyet müdürü de olacak” deyip oğlunun yanaklarım okşamış, tek yıldızlı üniformanın tozunu almıştı.

Müdür de oldu. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün en önemli birimlerinden istihbarat Dairesi Başkanlığı’nın ardından, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Mücadele Dairesi Başkanlığı’na, oradan Emniyet’in en tepesi sayılan genel müdür yardımcılığına yükselmişti. En gizli bilgiler onun elinden geçiyor, önemli operasyonlara o imza atıyor, “yardımcı istihbarat elemanı”, “mutemet” ve “muhbir” çalıştırıyordu. Ama bu ilişkinin, bu insanlara sahip çıkmanın bir gün kendisini cezaevine götüreceği hiç ama hiç aklına gelmemişti...

“Yardımcı istihbarat Elemanı”, Emniyet yetkilisinin “mimleme” adı verilen formu doldurarak kayıt altına almasıyla başlıyor. Bu kişiler bir örgütün içinden bilgi aktarıyor. Onlar talimatla yönlendiriliyor, yaptığı hizmet karşılığında da kendilerine ücret ödeniyor.

Emniyet’in “mutemet” olarak nitelendirdiği kişi ise işi gücü olan, direkt bir örgütle veya organizasyonla ilgisi olmayan, çevresinde edindiği ve gözlemlendiği bilgileri irtibat halinde olduğu görevlilere bildiren iş sahibi esnaf, iş adamı, doktor, öğretim görevlisi ve benzeri kişiler için kullanılıyor. Bunlar, kendileriyle irtibatta olan ve zaman zaman gelip bilgi soran görevlileri gerçek isimleriyle biliyorlar. Ancak, bilgi verecekleri bir durum olduğunda, telefonla ya da yazılı bir notla bilgi vermeleri gerektiği zaman, gerçek isimlerim veya bilinmek istemezlerse kendilerine verilen kod adım kullanarak bilgi iletiyorlar. İstemezlerse kayıt altına alınmıyorlar.

Kaçakçılık ve Organize Suçlar ile diğer birimlerde ise istihbarat gibi sistematik bir ayrım ve düzenleme yok. Bilgi veren herkese “muhbir” veya “x muhbir” denilerek kayıt altına alınıyor. Aslında bu kayıt altına alma işlemi uyuşturucu-silah-akaryakıt kaçakçılığı gibi suçlarda ödenen ikramiyenin teslimi için de zorunlu. Ancak bazı “muhbir”ler istihbarat terminolojisindeki gibi kayıtlı olmak istemeyen “mutemet” konumunda bulunuyorlar. Sadece bir organizasyonla ilgili değil, her konuda topladığı bilgileri görüştüğü ve irtibatlı olduğu görevliye iletiyorlar. Örneğin İran’dan belli bir organizasyonla gelip, belirli yerlere gitmekte olan uyuşturucu hakkında sürekli bilgi veren, istihbarattaki “Yardımcı istihbarat Elemanı” benzeri kişi, muhbirdir.

Hemşerileri, arkadaşları ve çevresindeki bazı kişileri belirli bir maksatla gözleyip (kin, nefret, duygusal, milli hisler ve benzeri) derlediği her alandaki bilgileri gerçek ya da kod isimli aktaran istihbarattaki “mutemet” benzerine de “muhbir” deniliyor.

“Yardımcı istihbarat Elemanı”, “mutemet” ve “muhbir” çalıştırmada, tüm birimlerde henüz giderilemeyen bir boşluk bulunuyor. Bunlar bilgi verdiği zaman çok “muteber” kişiler oluyor. Her sorunuyla yakından ilgileniliyor. Elemanlar, istisnai durumlar hariç belirli dönemlerde bir veya birkaç operasyon için bilgi verebiliyorlar. Aradan zaman geçmesi, bilgi getirememesi, ya da birlikte çalıştığı, irtibatlı olduğu görevlilerin o birimden tayin olmalarından sonra, yeni bilgi getiremeyen bu şahıslar artık yalnızlığa mahkûm oluyorlar.

Kendisine verilen sözler doğrultusunda, bir problemi olduğunda, yeni görevliler, bilgi vermeyeceği ve onlar için külfet getiren bir talepte bulunacağı düşüncesiyle genelde bunlarla irtibat kurmaktan kaçınıyor. Bunlar da sorunun çözümü için nerede olursa olsun ilk tanıdığı, en uzun süre çalıştığı veya kendine yakın hissettiği görevliyi arayıp, problemini ona çözdürmeye çalışıyorlar.

Çalışan ile çalıştıran arasında zamanla bir bağ kuruluyor, ihbarda bulunan kişiler, canlarını emanet ettikleri kollukla ilişkilerini kendi istekleriyle sürdürüyorlar. Verdikleri bilgiler ve ihbarlar neticesi düşman kazanıyor, deşifre olma endişesi yaşıyorlar.

Fabrikaya yerleştirilen eski muhbirlerin soygun planı

Emin Arslan, “Birlikte görev yaptığı Yardımcı istihbarat Elemanları”nı anlatırken aklına “Haydar Öncü” kod adını verdiği arkadaşı geliyor. Onun, korunamadığı için öldürülüşüne hâlâ yanıyor. Yalnız Haydar mı? Görev gereği görüştüğü, arkadaş olduğu kişiler arasında geçmiş dönemlerde suç işlemiş, tövbekâr olmuş, affedilmiş kişilerin de zaman zaman ortada bırakılıp yeniden suç işlemeye yöneldiklerini hatırlıyor.

Alman istihbaratçılar, “İnsan yorulur, teknik yanılır” der. Yanıltıcı özellikleri fazla olan teknik istihbarat faaliyetlerinin yapılamadığı zamanlarda, canını tehlikeye atıp bilgi toplayan mutemet muhbirlerin zaman gelir ortada bırakıldığı dönemler de olur.

Bu kişilerin, çalışma bittikten sonra, (birlikte çalıştığı kişilerin de o görevden veya ilden ayrılmasıyla,) nasıl yüzüstü bırakıldığını Emin Arslan çok iyi biliyordu. Onlara yardımcı olmak için il müdürlerini az mı aramış, az mı “buna sahip çıkın” demişti...

Başlarına ilginç olaylar da geliyordu. Hanefi Avcı, Diyarbakır istihbarat Şube Müdürlüğü görevini yürütürken, Emin Arslan da İstanbul istihbarat Şube Müdürü’ydü. Avcı, “Emin Bey, bizim adamlar deşifre oldu. Burada can güvenliği sorunu yaşayan elemanları bir işe yerleştirip korumalarının sağlanması için sana gönderiyorum” dedi.

Tekstil piyasası iyi durumdaydı. Emin Bey, Diyarbakır’dan gönderilen muhbirleri tekstil fabrikasında işe yerleştirdi. Dahası onlara lojman verilmesini de sağladı. Kazançları o günün şartlarında neredeyse Emin Arslan’dan bile fazlaydı. Sık sık kendilerini arayıp bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyordu. Bundan sonra yaşanan ilginç olayı Emin Arslan’dan dinliyoruz:

“Bir gün İstanbul MÎT Bölge başkanı beni arayarak, acilen bir konuyu görüşmesi gerektiğini söyledi. Gittiğimde, bu kişileri tarayıp tanımadığımı sordu. Durumu anlatınca gülerek, onların fabrikaya maaşları getirecek arabayı soymak için plan yaptıklarını anlattı. Şaşırmıştım. Fakat müşterek bir planlamayla gerekli operasyonu yaptık. Şahıslar yakalanıp adli mercilere sevk edildi.”

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron