Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emniyet, Kendini Belgelerle Uyarıyor Ama..

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 31

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Emniyet, Kendini Belgelerle Uyarıyor Ama..

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:21

Emniyet, kendini belgelerle uyarıyor ama..

İyi ki o dönem yazan olduğum gazetede yazmışım. Emniyet’te Fethullahçı kadrolaşmanın içinde yer alanlar 1992’de müfettişler tarafından belirtilmesine rağmen, 1999 yılında yürütülen çalışmalarda bu belgeye bir türlü ulaşamıyordu.

Emniyet’in “kayıp listesi”nde kimlerin yer aldığım isim isim açıkladıktan sonra İçişleri Bakanlığı bu olayın ayrıntılı biçimde araştırılmasına karar verdi. Aylarca çalışmalar yapıldı. Emniyet’te nasıl bir kadrolaşma olduğu derinlemesine incelendi.

Emniyet’in kendini nasıl gördüğünü yine Emniyet’in bu konudaki belgeleriyle ilk kez bu kitapta okuyacaksınız. Biliyorum, bir raporu okumak sıkıcı olacaktır. Ancak, Emniyet içinde Fethullahçı kadrolaşma iddialarının gündeme getirildiği 1992 tarihli ilk raporun nasıl gözden kaçırıldığı, gereğinin nasıl yapılmadığının ve ihmaller zincirinin görülmesi için bu raporu sadeleştirmeden, noktasına virgülüne dokunmadan sunuyorum. İşte biraz “sıkıcı” ama okunması gereken o rapor:

Bu Değerlendirme Raporu, Bakanlık Makamının Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele, Asayiş, Terörle Mücadele Dairesi Başkanlıklarının “Özel Denetime” tabi tutulurken 21 Haziran 1999 tarihli Star Gazetesinde yayımlanan “İşte Kayıp Liste” başlıklı haber metninde 1992 yılında yapılan bir araştırmadan bahisle isim listesi verilen 88 Emniyet Mensubu arasında Müfettişliğimizce denetime tabi tutulan Daire Başkanlıkları bünyesinde çalışıp bu listede yer aldıkları anlaşılan Emniyet Personeli hakkında düzenlenmiştir.

Halen Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele, Asayiş, Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlıklarında görev yapan çeşitli rütbelerdeki Emniyet personeli ve Polis Akademisi Öğretim Görevlileri hakkında, 1992 yılında Fethullah Gülen grubu ya da Cemaati ile ilişkilerinin tespitine yönelik yürütülen inceleme ve soruşturma sonrasında Polis Müfettişlerince yapılan rapor içerisinde yer alan ve 21.6.1999 tarihli Star Gazetesinde yayımlanan “İşte Kayıp Liste” başlıklı haber metnindeki isim listesi verilen 88 Emniyet Mensubu arasında, Müfettişliğimizce denetime tabi tutulan ve görev emri eki listede belirtilen Daire Başkanlıkları bünyesinde çalışıp bu listede yer aldıkları anlaşılan personel hakkında o tarihten bu güne kadar yapılan işlemlerin tespiti ve değerlendirilmesi raporun konusunu oluşturmaktadır.

Yapılan işlemlerin eksik ve yetersiz olduğu anlaşıldı

Polis Akademisinde öğrenim görmekte iken ilişiği kesilen Rafet Yılmaz isimli bir eski öğrencinin, Akademide öğrenim görmekte olan bir çok öğrenci ve bazı öğretim görevlileri ile Emniyet Genel Müdürlüğünün çeşitli birimlerinde görevli bazı meslek mensuplarının Nurculuk faaliyetleri yürüttükleri yolunda Akademi Başkanına ve o dönemde Eğitim Dairesi Başkanı olarak görev yapmakta olan Taner Arda’ya müracaatta bulunmasını takiben, konunun Teftiş Kurulu Başkanlığına intikali üzerine, Polis Müfettişleri marifetiyle yürütülen soruşturma sonunda düzenlenen 28.08.1992 tarih ve 15-92 sayılı Fezleke düzenlenmiştir.

Fezlekede;

1- Adli yönden:


Ankara Emniyet Müdürlüğünce yapılacak operasyon sonucunda fiil ve davranışlarına uyan Terörle Mücadele Yasasına göre Devlet Güvenlik Mahkemesine suç duyulusunda bulunulması,

2- İdari Yönden:

a) Yukarıda adı sayılan Emniyet mensupları hakkında Ankara Emniyet Müdürlüğünce yapılacak operasyon sonucuna göre uygulanacak adli işlemin yanında Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8/1.maddesine göre idari soruşturma açılmasına,

b) Mevcut soruşturma evrakına göre sanıklardan İsmet Yılmaz Toprak, Ali Şafak, Remzi Fındıklı, Bilal Coşkun, Ahmet Eyicil, Ahmet Karaaslan, Rıfkı Kaymaz, H. İbrahim Okatan ve Adem Türer fiil ve davranışları tanık beyanları ile sabit olduğundan, fiil ve davranışlarına uyan Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8/1. maddesine gereğince tecziye edilmesi kanaatinde olduğumu bilgi ve taktirlerinize arz ederim” denilmektedir.

Adli yönden yapılan işlemlerde:

Ankara Emniyet Müdürlüğünün Kasım 1992 tarih ve 92/10439 sayılı yazısı ekinde Personel Daire Başkanlığına gönderilen Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin fezlekede adı geçenlerle ilgili olarak vermiş olduğu 14.10.1992 tarih ve Hz: 1992/256 K: 1992/137 sayılı takipsizlik karan öncesiyle birleştirilmek üzere 13 Kasım 1992 tarih ve 91/101-23832 sayılı yazı ekinde DGM. Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararının gönderildiği incelenmiştir.

Resim
105 Emniyet mensubunun “Personel, İstihbarat ve Eğitim gibi hassas birimlerde istihdam edilmesinin önlenmesi” istendi.

14.10.1992 tarih ve 92/10439 saydı takipsizlik kararında; “Polis Akademisinde öğretim görevlisi veya Emniyet mensubu olan sanıklara isnat olunan suç Atatürk Milliyetçiliğini zayıflatacak, Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak suretiyle Devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmaktır.

Kişilerin dinsel amaç ve yasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla istedikleri faaliyette bulunmaları yasaların teminatı altındadır. Buna karşı yapılan çalışmalar Devletin temel düzenini değiştirip sistemi dini esasa uydurmak amacına yönelik olursa laikliğe aykırılık söz konusu olur. Bununla birlikte sanıklara atılı laikliğe aykırı olarak Devletin içtimai, veya iktisadi veya siyasi hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi, teşkili TCK’nun 163 maddesinde hükme bağlanmış iken bu madde 3713 sayılı kanunun 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Bu nedenle suçta yoktur.

Yukarıda açıklanan sebepler tahtında sanıklar hakkında atılı laikliğe aykırı olarak devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi, hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla çalışmalarda bulunmak suçundan sanıklar hakkında takibata yer olmadığına” karar verildiği anlaşılmıştır.

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu 12.4.1991 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türk Ceza Kanununun 141,142 ile 163. Maddeleri, bu kanunun 23.maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğünce konu ile ilgili olarak verilen soruşturma emri tarihi 23.8.1991 olup, soruşturma 28.8.1992 tarihinde tamamlanarak adli ve disiplin yönünden müfettiş teklifleri getirilmiştir. Müfettişin adli yönden işlem teklifinde “Ankara Emniyet Müdürlüğünce yapılacak operasyonlar sonrasında fiil ve davranışlarına uyan Terörle Mücadele Yasasına göre suç duyurusunda bulunulması” talep edilmektedir.

Kasım 1992 tarih ve 10439 sayılı Ankara Emniyet Müdürlüğü yazısının içeriğinden, Ankara Emniyet Müdürlüğü Emniyet Genel Müdürlüğünün 10.09.1992 tarihli yazısı ekinde aldığı Polis Başmüfettişi fezlekesini 28.9.1992 gün ve 8303 sayılı yazı ekinde Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına intikal ettirmekte başkaca bir işlem ya da operasyon yapılmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Ankara Emniyet Müdürü ile 17.07.1999 tarihinde yapılan telefon görüşmesinde alınan bilgiler ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 17.07.1999 tarihli operasyonel işlemlere dayalı hiçbir bilgi ve kaydın bulunmadığım içeren tutanağı bu hususun teyidini vermektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi Ankara DGM. Cumhuriyet Başsavcılığı konuyu dar kapsamlı olarak ve fezlekede talep edilen hususa hiç değinmeden sadece 3713 sayılı Kanunun 23. maddesi ile TCK’nun 163.üncü maddesinin yürürlükten kaldırıldığı ve bu nedenle ortada suç kalmadığından bahisle takipsizlik karan tesis etmiştir.

Kanaatimizce DGM. Cumhuriyet Başsavcılığı kendisine intikal eden fezlekede talep edildiği üzere konuyu 3713 sayılı Kanun çerçevesinde ele alıp, soruşturmasını bu çerçevede tamamladıktan sonra yapılacak işlem hususunda ki kararım 3713 sayılı kanunun 1. maddesi hükmünü esas alarak tesis etmesi gerekirdi. Şayet bu düşünce ile hareket edilmiş olsa idi belki de yapılacak operasyonlar sonucu hem adı geçen şahıslar, hem de mensup oldukları iddia edilen örgütsel faaliyetin amaç ve stratejisi hakkında bilgi toplamak mümkün olur ve bu gün dahi devam eden iddia ve spekülasyonlar ortadan kaldırılmış olurdu.

Bu açıdan bakıldığında yapılan işlemlerin eksik ve yetersiz olduğu kanaatine varılmıştır.

Nitekim, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 20.3.1998 tarih ve Hz: 1997/18 K: 1998/24 sayılı kararında, suç tarihi 1994 olan, sanıklar Ali Şafak ve arkadaşları haklarında kamu hukuku adma yürütülen ve neden ihtiyaç duyulduğu karar metninden anlaşılamayan hazırlık tahkikatı sonucunda, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzeni getirmeyi amaçlayan illegal Fethullah Hocanın Talebeleri adlı bir örgüt kurmak” iddiası konusunda, DGM. Cumhuriyet Başsavcılığınca 1992 yılında verilen 14.10.1992 tarih ve Hz: 1992/256 K: 1992/137 saydı takipsizlik karan ve ekleri baz alınarak, karar tarihine kadar yeni yapılan araştırmalardan bahisle 3713 Sayılı kanunun 1. maddesinde tarif edildiği şekliyle şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan Dlegal “Fethullah Hocanın Talebeleri” adım taşıyan bir örgütün varlığım ve sanıkların böyle bir örgüt kurdukları ve bu örgüte üye olduklarına dair ve sanıklar hakkında kamu davasının açılmasını haklı gösterecek delil bulunmadığından CMUK’nun 164.üncü maddesi uyarınca Kamu adına takipsizlik karan verilmesine karar verildiği görülmektedir ki, bu da bir önceki kararın düzeltilmesi niteliğini taşımaktadır.

Ancak bu kararda da zaten bir önceki karar eki fezlekede bulunan ve değerlendirilmesi o tarihte yapılmış olan İstihbarat Dairesi Başkanlığının 10.3.1992 gün ve 92/79 sayılı yazışma dayandırılmaktadır. Yani yeni bir delil mevcut değildir. Dolayısıyla düzeltme bu türde bir illegal faaliyetin olup olmadığının araştırılması ve onun sonucuna göre karar verilme niteliğini taşımamakta sadece takipsizlik kararına esas yasa maddesinin tashihi niteliğini taşımaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının 02.09.1992 tarih ve 1836-92 saydı yazısında, yukarıda belirtilen fezlekenin sonuç bölümü özetlenerek 3 nüsha fezlekeli tahkikat dosyası Genel Müdürün havalesi ile Personel Dairesi Başkanlığına gönderilmiş, bu birimin 07.09.1992 tarih ve 91/101 17498 saydı yazısı ile fezlekeli tahkikat evrakının Disiplin yönünden gereği yapılmak üzere Hukuk Müşavirliğine gönderildiği anlaşılmıştır.

Sicil affından yararlandılar ve dosya işlemden kaldırıldı

Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun 07.01.1993 tarih ve 1993/01 kararında;


Polis Başmüfettişince düzenlenen 28.8.1992 tarihli fezlekenin görüşülmesini takiben verilen karar, “Sanık Emniyet mensupları hakkındaki suçlamalar 18.06.1992 tarihinde kabul edilip 07.07.1992 tarihinde yürürlüğe giren 3817 Sayılı Disiplin Cezalarının Affına İlişkin Kanunun 1. maddesiyle af edildiğinden dosyanın işlemden kaldırılmasına oy birliği ile karar verilmiştir.

Karara mesnet teşkil eden 3817 Sayılı Kanunun 1.inci maddesinde “bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenmiş Devletin Şahsiyetine karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere kanun, tüzük ve yönetmelikler gereğince memurlar ve diğer kamu görevlileriyle,bu görevlerde bulunmuş olanlar hakkında verilmiş disiplin cezalan bütün sonuçlan ile af edilmiştir.

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen ve af kapsamına giren disiplin cezalarının verilmesini gerektiren fiillerden dolayı ilgililer hakkında disiplin soruşturma ve kovuşturması yapılmaz, devam etmekte olan disiplin soruşturma ve kovuşturmaları işlemden kaldırılır, kesinleşmiş olan disiplin cezalan infaz edilmez” hükmünün getirildiği görülmektedir.

Buradan da anlaşılacağı üzere, Disiplin Cezalarının Affına İlişkin Kanun, Devletin Şahsiyetine karşı işlenmiş suçlan af kanunu kapsamı dışında bırakmıştır. Polis Başmüfettişinin düzenlediği fezlekenin tarihi 28.8.1992’dir. Hem 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun, hem de 3817 Sayılı Disiplin Cezalarının Affına İlişkin Kanunun tarihi bu rapor tarihinden öncedir. Buna karşın Polis Başmüfettişi hem TCK.163.üncü maddesinin yürürlükten kaldırılmış olduğunu, hem de Disiplin Cezalarının Affına İlişkin Kanunun yürürlüğe girdiğini bilerek fezlekesinin sonuç bölümünü düzenlediği getirdiği tekliften anlaşılmaktadır.

Gerçekten de fezlekenin netice ve kanaat bölümünün (a) fıkrasında, ilgililer hakkında Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesinde tanımlanan suçu işlediklerinin sabit olduğundan bahisle bu çerçevede işlem yapılmasını teklif ederken, diğer taraftan da (b) fıkrasında adlan geçen görevlilerin görevlerini yerine getirirken siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, emniyet mensupları arasında bu yolla ayrım yapıcı tutum ve davranışta bulunduklarının sübuta erdiğini ifade etmek suretiyle oluşan disiplin suçunun Devletin Şahsiyetine Karşı İşlenen Suç niteliği taşıdığım açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Yapılan incelemede Disiplin Cezasının zamanaşımı süresinin de dolmamış olduğu görülmektedir.

Bu nedenlerle Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun yapılan teklif çerçevesinde Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 8/1 maddesi hükmü gereğince ilgililer hakkında lehte veya aleyhte bir karar oluşturması gerekirdi. Yüksek Disiplin Kurulunun konuyu af kapsamı içinde değerlendirmek suretiyle hassas olan bu konuda bir karar oluşturmaktan kaçındığı kanaatine varılmıştır.

Diğer taraftan verilecek karar için ilgililerin idari yargı mercileri nezdinde haklarını arama imkânı bulunduğu değerlendirildiğinde ise Yüksek Disiplin Kurulunun Müfettişin fezlekesinde ki teklifi tartışmaya açmak suretiyle ya suçlanan kişilerin suçlarının sabitliğine ya da iddiaların sübuta ermediğini tespit ve teyid etmesi gerekirdi. Yüksek Disiplin Kurulunun böyle bir karar alması aslında yasal görevim yerine getirmemiş olmasından dolayı soruşturmayı gerektirir nitelikte olmasına karşılık zamanaşımı süresi dolduğundan hali hazırda yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.

Hem Devlet Güvenlik Mahkemesinin hem de Yüksek Disiplin Kurulunun bu mealde karar almaları suçlananların cesaretlenmelerine ve soruşturmayı yürüten Müfettişlerin haklarında suçlama getirmelerine hatta daha ileri giderek o tarihteki polis Akademisi Başkanı ve Eğitim Dairesi Başkanı hakkında da Polis Başmüfettişlerince yapılan soruşturmada sanık konumunda olan Akademi öğretim görevlilerince çeşitli isnatlarda bulunulması imkânı tanımıştır.

Bu nedenlerle soruşturma açılmasını sağlayan ve soruşturmayı yapanlar hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü inceleme yapmak durumunda kalmış, kişilerin suçlanmalarını tahkik etmiştir. Bu bile yapılan tahkikatın yürütülmesine yönelik ilerideki aşamalar için bir engellemenin doğmasını sağlamış, konunun o gün bitirilmemiş olmasından kaynaklanarak bu gün dahi itham ve spekülasyon konusu olmasına neden olunmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında o tarihte haklarında soruşturma yapılan personelin tamamı hakkında Müfettişliğimizin bu günkü görev onaylan doğrultusunda bir araştırma ve değerlendirme yapma imkânı bulunmamaktadır.

Kritik görevlerde tutulmaları her yönden sakıncalıdır


Ancak Müfettişliğimizin denetim görevi ifa ettiği birimlerde hali hazırda Emniyet Personeli olarak çalışan rütbeli personele isnat edilen suçun vahameti ve bunun soruşturma dosyasındaki tanık ve müracaatçı ifadelerine göre sübuta erdiğine ilişkin Polis Başmüfettişinin tespiti, bu personelin mensup oldukları örgütlenme ile ilgili olarak son zamanlarda kamuoyunda ortaya atılan ve tartışılan iddialar dikkate alındığında bu personelin halen bulundukları kritik görevlerde tutulmaları her yönden sakıncalı olacaktır.

Ayrıca aynı soruşturma kapsamı içerisinde yer alan Polis Akademisi Öğretim görevlileri de halen bu görevlerine 3087 Sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanununun 33.üncü maddesi (b) fıkrası (3) bendindeki, “Kadrolu öğretim üyeleri gurubunda yer alan personelin istekleri olmadıkça Polis Akademisi dışındaki bir görevde istihdam edilemezler” hükmü nedeniyle Akademideki öğretim görevlerine devam ettikleri anlaşılmıştır. Bu bağlamda ileride doğabilecek benzeri sorunların yaşanmaması ve aynı faaliyetlerin devamına meydan verilmesini önlemek maksadına matuf olarak 3087 Sayılı Kanunun ilgili maddesindeki söz konusu bent hükmünün değiştirilmesi zorunluluğu vardır.

Kanaat ve sonuç:

Halen Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele, Asayiş,Özel Harekat ile Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlıklarında görev yapan çeşitli rütbelerdeki Emniyet personeli ve Polis Akademisi Öğretim Görevlileri hakkında, 1992 yılında Fethullah Gülen grubu ya da Cemaati ile ilişkilerinin tespitine yönelik yürütülen inceleme ve soruşturma sonrasında Polis Müfettişlerince yapılan rapor içerisinde yer alan ve 21.6.1999 tarihli Star Gazetesinde yayımlanan “İşte Kayıp Liste” başlıklı haber metnindeki isim listesi verilen 88 Emniyet Mensubu arasında, Müfettişliğimizce denetime tabi tutulan ve görev emri eki listede belirtilen Daire Başkanlıkları bünyesinde çalışıp bu listede yer aldıkları anlaşılan personel hakkında o tarihten bu güne kadar yapılan işlemlerin tespiti ve değerlendirilmesi sonunda;

Polis Başmüfettişi tarafından düzenlenen 28.08.1992 tarihli fezlekede ilgililer hakkında adli ve idari yönden yapılması önerilen hususlarla ilgili olarak gerek Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığınca gerekse Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunca yapılan işlemlerle alman kararların eksik ve yetersiz olduğu, konunun halen eleştiri ve spekülasyon konusu olmaya devam etmesi ve sürüncemede kalmasında yapılan bu eksik ve yetersiz işlemlerin ciddi bir payının bulunduğu,

Müfettişliğimizin bu günkü görev onaylan doğrultusunda, basın yayın organlarında “Kayıp Liste” olarak adlandırılan listede yer alan görevlilerin tamamı hakkında bir araştırma ve değerlendirme yapma imkânı bulunmamakla birlikte;

Resim
Hanefi Avcı, kendisine Fethullahçı denilmesi üzerine listeyi hazırlayanları mahkemeye verdi. Tazminat kararını Yargıtay bozdu.

Müfettişliğimizin denetim görevi ifa ettiği birimlerde, hali hazırda, Emniyet Personeli olarak çalışan rütbeli personele isnat edilmiş olan suçun vahameti ve bunun soruşturma dosyasındaki tanık ve müracaatçı ifadelerine göre sübuta erdiğine ilişkin Polis Başmüfettişinin tespiti, bu personelin mensup oldukları örgütlenme ile ilgili olarak son zamanlarda kamuoyunda ortaya atılan ve tartışılan iddialar dikkate alındığında, bu personelin halen bulundukları kritik görevlerde tutulmalarının sakıncalı olacağı,

Aynı soruşturma kapsamı içerisinde yer alan Polis Akademisi Öğretim görevlilerinin halen görevlerine devam ettiği, 3087 Sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanununun 33.üncü maddesi (b) fıkrası (3) bendindeki, “Kadrolu öğretim üyeleri gurubunda yer alan personelin istekleri olmadıkça Polis Akademisi dışındaki bir görevde istihdam edilemezler “hükmünün bulunduğu, bu hükmün, idarenin tek taraflı işlem yapabilme kabiliyetini ortadan kaldırdığı, dolayısıyla, idarenin işlem tesis etme ve takdir hakkını kısıtlayan bu hükmün değiştirilmesi zorunluluğunun bulunduğu, Kanaat ve sonucuna varılmıştır.

O gün o listede isimleri geçenlerin belki bu gün hangi görevlerde olduğunu merak etmişsinizdir. Merak etmeyin birisi hariç hepsi fersah fersah yükseldi, şimdi yine kritik ve önemli görevlerde bulunuyorlar.

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir