Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cemaate Dokunan, Çok İlginç Olaylar Yaşıyor

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 37

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cemaate Dokunan, Çok İlginç Olaylar Yaşıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:26

Cemaate dokunan, çok ilginç olaylar yaşıyor

Emniyet’teki ilk “cemaat soruşturmasını” gerçekleştiren İzzet Sezgin Şenel üzerindeki öyle bir baskı kurulmuştu ki, o dönem bu olayı yakından izleyen Mülkiye Başmüfettişi, “O baskılara insanın dayanması zordur” demiş ve Şenel’in gözlerim kaybettiğim hatırlatmıştı. O gerilimli dönemde yaşadıkları Şenel’e ciddi zarar verdi ve genç sayılabilecek yaşta hayatım kaybetti.

Emniyet’te ikinci “Cemaat soruşturması”nı yapan Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Osman Ak ve arkadaşları da hemen kızağa çekildi. Haklarındaki adli ve idari soruşturmalar hep lehlerine sonuçlandı ama en verimli dönemleri “kızakta” geçti. Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Emin Arslan, Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Necati Altıntaş, İstihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Sabri Uzun ve daha nicelerinin cemaatin kurbanı oldukları, Emniyet teşkilatının koridorlarında sıkça konuşulan konuların başında geliyor.

Nurettin Veren, Fethullah Gülen’in İzmir yıllarından itibaren yol arkadaşıydı. Gülen 26 yaşındayken Veren’in yaşı da 16’ydı. Yaklaşık 35 yıl hep birlikte oldular. 2001 yılında yollan ayrıldığında Nurettin Veren konuşmaya, cemaatin iç yüzünü açıklamaya başladı, işte ne olduysa ondan sonra oldu.

Bu kitabı hazırlarken Nurettin Veren’e sordum, “Cemaatle yol ayrımından sonra başına neler geldi?” diye. Anlatmaya başlar: “33 yıllık mutlu bir evliliğim vardı. O evlilikten üç erkek, üç kızım olmuştu. Hepsi de üniversiteyi bitirmişti. Yıllardrr cemaat kültürüyle büyüyen çocuklarım ve eşim, ben konuşmaya başlayınca, cemaatin iç yüzünü anlatmaya devam ettikçe, benden uzaklaşmaya başladılar. Eşim ve çocuklarım beni mahkemeye verdiler. O güne kadar aramızda hiçbir sorun yokken açtıkları dava sonucu ilk celsede boşandık.

Resim
Hanefi Avcı, Fethullah cemaatinin devleti ele geçirme planlarını kitabında yazınca, cemaatte bir şok yaşandı. Biraz kendilerine geldikten sonra Avcı, bu kez av olmaya başladı.

2001 yılından bu yana çocuklarımın annesiyle ve altı çocuğumla telefon dahil, hiçbir irtibatım olmadı. Yani o günden bu yana cemaat eşim ve çocuklarımın benimle görüşmesini istemediği için görüşemiyor, konuşamıyorum. Bu normal bir şey değil ama gerçek...

Eşimle ayrıldıktan sonra hayatıma yeniden yön vermeye çalıştım. Yetişkin iki çocuğu olan bir hanımla ablamın da araya girmesiyle evlendim. Ancak, bu evliliği yaptığım günlerde cemaat her tarafa ‘Nurettin Veren 20 yaşında bir hanımla evlendi’ diye yaydı. Çünkü benim gözden düşürülmem gerekiyordu. Benim, dinden imandan çıktığımı yaydılar. Dolayısıyla cemaatten kopmama gerekçe olarak bunları göstermeye başladılar.

Antalya’da ikamet etmeye başlamıştım. Gülen’e yakın isimlerden Alaattin Kaya, Şerif Ali Tekalan ve Harun Tokak o günlerde ısrarla beni ziyarete gelmek istediler. Aslmda geliş nedenleri istihbarat amaçlıydı. Gerçekten benim 20 yaşında bir hanımla evlenip evlenmediğimi öğrenmek istiyorlardı. Yani benim açığımı arıyorlardı.

Kendilerini, evlendiğim ve onların 20 yaşında olduğunu söylediği yeni eşimin birisi 25, diğeri 30 yaşındaki çocuklarıyla birlikte havaalanında karşıladık. Birlikte yemeğe gittik. Kendilerine,

‘Bunları, 20 yaşındaki hanımımın çocukları olduğunu göresiniz diye getirdim’ dedim. Daha sonra, büyük oğlumuzun nikah şahitliğini de Alaattin Kaya yaptı.”

Bitmiyor... Nurettin Veren iş hayatında da ummadığı sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştı. Sahte belgeler üretilerek evine bir günde 12 icra geldiğini öne sürüyor. Bu konuda açtığı davaları iki yıl sonra kazanıyor kazanmasına ama cemaatte karalanması için bu olaylar yetiyor. Daha ilginç olanı ise Nurettin Veren’e gelen icraların belgeleri, Gülen’e ait internet sitesinde yayınlanıyor.

Hacizden önce de bir ilginçlik yaşanıyor. Cemaatle ilgili neredeyse söylemedik söz bırakmayan Nurettin Veren, gazetenin önünden bile geçmemesine rağmen, 2003-2004 yılında Gülen grubunun lokomotifi olan gazetenin künyesinde yine “genel koordinatör” olarak yer alıyor.

Sahipliğini Tuncay Özkan’ın yaptığı dönemde Nurettin Veren, Kanaltürk televizyonunda cemaatle ilgili açıklamalar yapıyordu. Ancak, o açıklamalardan sonra başlatılan incelemelerle ilgili yedi ayrı takipsizlik karan verildi. Bugün de, bazı açıklamalar üzerine başlatılan soruşturmaları örnek gösteriyor, kendisinin cemaatle ilgili çok şey açıklamasına rağmen, bunların üzerine gedilmediğinden yakınıyor. Veren, Gülen’in avukatları tarafından kendisi hakkında açılmış iftira davaları olduğunu da hatırlatıyor.

En gözde Emniyetçi, kitabı nedeniyle cemaatin hedefi oldu

Hanefi Avcı, Susurluk kazasıyla ilgili olarak güvenlik birimlerindeki “çeteleşme”yi TBMM’de kurulan araştırma komisyonuna anlattıktan sonra Emniyet’te hemen her kesim, Avcı’nın niçin konuştuğuna ilişkin yorumlarda bulunuyordu.

Avcı, mahkemeler ve açıkta geçen günler derken Emniyet Genel Müdürlüğü’nde biraz kızak görev olarak nitelendirilen Ana Komuta ve Kontrol Dairesi Başkan Yardımcılığı görevine getirilmişti. Emniyet’in sekizinci katındaki odasının kapısı hep açık dururdu. Onun baş ziyaretçileri arasında özellikle cemaate yakınlığıyla bilinen gazetelerin önde gelen isimleri, muhabirleri bulunurdu. Onların sorularım Avcı sakin sakin cevaplandırır, o konuşmalar birkaç gün sonra gazetede önemli yer bulurdu.

İşte aynı Hanefi Avcı, o güne kadar inandıklarının tam tersim anlattı yazdığı kitapta. Cemaatin yasadışı dinlemelerinden, devleti ele geçirme planlarına kadar önemli iddialar sıralıyordu Avcı. “Vay sen misin bunu yazan” denildi ve Avcı hemen her gün cemaate yakınlığıyla bilinen gazetelerin manşetlerinde yer almaya başladı.

Avcı’yla ilgili haberleri yakından izleyen Nurettin Veren, “O günlerde bana yapılan, şimdi Hanefi Avcı’ya yapılmaya başlandı. Mutlaka cezalandırılması, Hoca’nın haklı olduğunun ortaya konulması gerekiyor. Biat kültürüyle yetişenlerde durum budur. İftira atsa bile Hoca’nın haklı olduğu gösterilmeye çalışılacak” diyor.

Bir dönem, Cumhuriyet savcılarının sorduğu sorulara “Kesinlikle Emniyet’te Fethullahçı bir yapılanma yoktur” diye yazı gönderen İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun’un cemaatin nasıl hedefi haline geldiğini Emniyet’te dinliyoruz. Sabri Uzun’un, hem de görevde olduğu dönemde bile nasıl takip ettirildiği, bilgisi olmadan Başbakanlığa nasıl rapor gönderildiği, mal varlığıyla ilgili ihbar dilekçelerinde nasıl “tufaya” getirilmek istendiğini artık Emniyet’te herkes biliyor.

Hanefi Avcı, Fethullah cemaatinin devleti ele geçirme planlarını kitabında yazınca, cemaatte bir şok yaşandı. Biraz kendilerine geldikten sonra Avcı, bu kez av olmaya başladı. Yakın takibe alındı, özel yaşamı gündeme getirilip yıpratılmaya çalışıldı. Ve hatta yasadışı sol bir örgütün önemli elemanı gibi gösterilmeye başlandı.

Hanefi Avcı’ya 25 Eylül 2010 tarihinde telefonda sordum aleyhindeki kampanyayı... “Cemaatin benim için operasyon başlatacağım biliyordum. Bunlara da hazırlıklıydım” diyor.

Ama hakkında iddialar bitmiyordu. Bunlar arasında Hanefi Avcı’nın, Binbaşı Cem Ersever’le birlikte Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ı öldürülmesine karıştığı da yer alıyor. Bu bilgiler emekli Binbaşı Zahit Engin’in telefon konuşmalarına dayandırılıyordu. Aslında, Engin telefonların dinlendiğini tahmin ettiği için duyulması gerekenleri telefonda konuşur, karşısındaki konuyu değiştirip dinlemek istemezse, “Yok, duysunlar. Duysunlar diye zaten bunu anlatıyorum. Beni çağırsınlar gidip anlatayım” demeyi de ihmal etmez.

Bismilli Cemil, ertesi gün her şeyi inkâr etti

Zahit Engin, önce Diyarbakır’da, sonra da Ankara’da jandarma istihbarat birimlerinde de görev almış, gözü pek bir subaydı. Emekli Binbaşı Zahit Engin’e, bu iddiaları anımsatıyorum.

Şöyle diyor:

“Hanefi Avcı’nın Diyarbakır istihbarat Şube Müdürlüğü yaptığı dönemde, onların haber elemanı olarak kullandığı Bismilli Cemil, Emniyet’ten kendisine silah ruhsatı verileceğine dair söz almasına rağmen, ruhsat verilmeyince kızmış olacak ki, bize bazı şeyler anlatmak istediğini söyledi. Anlatacağı konular arasında Vedat Aydın’ın öldürülüşüyle ilgili bildikleri, duydukları da yer alıyordu. Böyle önemli bir konunun video kayda alınması gerekiyordu. Kendisine, yapacağı açıklamaların kayda alınacağım söyleyince, ertesi gün notlarım da alıp geleceğini söyledi.”

Bismilli Cemil bir türlü gelmeyince akşama doğru, Jandarma’ya getiriliyor. Binbaşı Zahit Engin, “Hani gelip Vedat Aydın cinayetini anlatacaktın?” dediğinde, Bismilli Cemil “Ne Vedat Aydın’ı, ben bir şey bilmiyorum ki” diyor. Binbaşı “Olur mu, dün buraya gelip bazı şeyler anlatmadın mı?” dediğinde şaşıracağı bir cevap daha alıyor:

“Komutanını sizin yanlışınız var. Ne ben Jandarma’ya geldim, ne de size böyle bir şey söyledim.”

Komutan iyice şaşırır. “Oğlum, notlarım alıp gelecek, biz de söylediklerinin video kaydını yapacaktık. Ne çabuk unuttun?” dediğinde, Bismilli Cemil, yine “Ne kaydı, ne ifadesi komutanım. Ben dün buraya gelmedim” karşılığını veriyordu.

Bismilli Cemil, bunları söylese de, Zahit Binbaşı, yakın arkadaştan Cem Ersever ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’dan da, Vedat Aydın cinayeti hakkında bazı şeyler dinlemişti. Şimdi, onları anlatıyor. Cem Ersever öldürüldü. “Yeşil”in yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. Onların artık tanıklık yapması, Zahit Engin’in anlattıklarını doğrulaması mümkün değil. O yüzden, Zahit Engin’in anlatımları ne kadar doğru bilinmez...

Ergenekon soruşturması kapsamında 2009 yılının Şubat ayında Engin ifade vermeye gittiğinde kendisine “gizli tanıklık” önerildi. Bunu şiddetle reddetti. Hanefi Avcı’yı sorduklarında “Dürüst insandır. Benim ellerim ne kadar temizse, Hanefi Avcı’nın elleri de o kadar temizdir. Benim ellerim ne kadar kirliyse, Avcı’nın elleri de o kadar kirlidir. Güneydoğu’ya görev yapanların kaderidir” diyor Avcı hakkında olumsuz bir ifade kullanmıyordu.

işte, gelinen nokta böyleydi. Daha birkaç yıl öncesine kadar “Kesinlikle Fethullahçı kadrolaşma yoktur” diyen ve bunun öncülüğünü yapanlar, şimdi kitaplar yazıyor, Fethullahçı kadrolaşmanın devleti nasıl ele geçirmeye başladığını anlatıyorlar. Son dönemde Fethuilahçılar arasında da bir bölünme olduğu konuşuluyor. Bazıları, “Biz böyle olmayacaktık. Daha önce eleştirdiğimiz şeyleri şimdi biz yapıyoruz” diyorlar. Yıllar süren çabalar sonuç veriyor, şimdi devlet içindeki karmaşık birçok olayın ardından, fısıltı halinde “Fethullahçıların işi... F Tipinin işi” sözleri duyuluyor...

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir